sonsuzyağmur
Sılver Üye
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 129
Konu Sayisi: 16
**tufi**
|
 |
« : 04 Şubat 2007, 16:13:35 » |
|
Bir milleti meydana getiren unsurların başında dil , tarih ve kültür birliği gelmektedir. Bu unsurlar içerisinde en önemli yeri kültür tutmaktadır. Kültür bir milletin geçmişi ile geleceği arasında köprü olan , geçmişten getirdiği birikimleri geleceğe aktarana bir unsur olması bakımından da ayrıca önemlidir. Kültür kavramı ile yüzlerce tarif yapılmaktadır. Bunlar içerisinde kültürün en genel tarifi “ Bir milletin bütün hayatını ilgilendiren her şey “dir. İşte bu her şey içerisinde sanat ilk sıralarda yer alır. Lider olmak bir sözüyle veya bir işaretiyle kitleleri peşinden sürüklemek , çok büyük zaferlere imza atmak her insana mahsus bir durum değildir. Mustafa Kemal Atatürk , yok olmak üzere olan bir ulusu yeniden şaha kaldırarak , ona gerçek kimlik ve kişiliğini kazandırması bakımından tarihin yetiştirdiği en büyük liderler arasında ilk sırayı alır. Atatürk’ün dünyaya geldiği 1881 yılında Osmanlı Devleti , çeşitli iç ve dış sıkıntılarla karşı karşıya bulunuyordu. Devletin kendi bekasını sağlamak için aldığı tedbirler , çoğu zaman olumlu sonuçlar vermiyordu. Aydınlar ise , kaleme aldıkları eserlerinde çareler üretiyor, yön ve yol gösterici olmaya çalışıyorlardı. Bu aydınlar arasında Namık Kemal , Ziya Paşa ve Şinasi ilk sıralarda yer alıyorlardı. Bu aydınlarımız yeniliğin ve gelişmenin savunucuları olarak , gelenekçi anlayışa karşı amansız bir mücadeleye girdiler . Eserlerini halkı aydınlatmak , onlara yeni bir ruh ve heyecan kazandırmak için kaleme alıyorlar, sanatı toplumun faydasına kullanmaya çalışıyorlardı. Mustafa Kemal Atatürk’ün ilk gençlik yıları bu sanatçıların eserlerinin okumak ve onlardan ilham almakla geçer. Manastır Askeri İdadisinde bir ara şiir ve edebiyata ilgisi artar. Bunda arkadaşı Ömer Naci’nin de etkisi olmuştur. Ancak İdadi hocası , kendisini, şiir ve edebiyatla , askerlik mesleğini olumsuz etkileyeceği için uğraşmamasını tembihler. Bunun üzerine şiire ara verir. Manastır Askeri İdadisinden mezun olduktan sonra Harp Okuluna kayıt olan Mustafa Kemal bu okulun ikinci sınıfında kültür ve edebiyatla yeniden ilgilenir. O yıllara ait hatıralarında şöyle diyor: “ İkinci sınıfa geçtikten sonra askerlik derslerine merak sardırdım.Şiir yazmak hakkında İdadi hocasının ikazlarını unutmuyordum.Fakat güzel söylemekle yazmak hevesi sürekli vardı.Teneffüs zamanlarında hitabet talimi yapıyordum.” Harp okulunda mezun olan Mustafa Kemal’in bundan sonraki yılları ağır mücadelelerle geçer. Cephelerde askerlik sahasındaki dehasını gösterir. Çanakkale‘de bir destanın yazılmasında baş rol oynar ve en büyük savaş sanatçısı unvanına sahip olur. Birinci Dünya Savaşından sonra hiç hak etmediği halde yenik sayılan Türk devleti bir baştan bir başa işgal edilir. Artık tek çare kalmıştır ; o da milletin kaderinin yine milletin azim ve kararından başka kimsenin kurtaramayacak olmasıdır.
Milli mücadeleyi çok yönlü düşünen Atatürk bu mücadele ile ülkenin düşman işgalinden kurtarılması yanında kalkınması , gelişmesi için cehaletle de mücadele eder. Bu mücadelenin boyutu Milli Mücadeleden daha fazla olmuştur. Uzun yıllar unutulmuş , geri kalmış , kaderine terk edilmiş Anadolu insanını , çağdaş bilimle donatılmış kafalara sahip kılmak isteyen Atatürk , önünde en büyük halledilmesi gereken engelin kültür sorunu olduğunu görür. Kültürün insanlık için vazgeçilmesi zor önemli ve esas unsur olduğuna inanan Atatürk bu görüşe paralel olarak “ Milletin bizatihi mütehassis (duygulu) ve müteferrik (düşünür) olması lazımdır” der. Atatürk askerlik mesleğinin bile sanatkarlık yönünü seven bir lider olarak “ Bir millet sanattan ve sanatkarlıktan mahrumsa , tam bir hayata malik olmaz” diyerek sanatın milleti hayatındaki yerine ve önemine dikkat çeker. Aynı konuyla ilgili bir başka sözünde de : “ Bir millet sanata ehemmiyet vermedikçe büyük bir felakete mahkumdur. Bir çok unsurlar o felaketin unsurlarını fark etmez. Fark ettiği gün de , ne kadar müthiş bir faaliyetle çalışmak gerektiğini tahmin eyleyemez” diyerek , sanatın bir başka boyutuna , el sanatlarına dikkat çeker. Bu da gösteriyor ki , sanatın ister el sanatları boyutu olsun , ister güzel sanatları boyutu olsun , her iki boyutu da , millet hayatında önemli bir yer işgal etmektedir. “ Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir “ sözü de bu düşünceyi doğrulamaktadır. Güzel sanatların , sanat yapıtlarının kültürel gelişmeyi sağlayan en önemli bir unsur olduğunu pek az lider görmüştür.Atatürk “ Sanatçı cemiyetle uzun ceht ve gayretlerden sonra alnında ışığı ilk hissedendir” diyerek bir sanatçıdan toplum için ne beklediğini de ortaya koymuştur. Bir başka konuşmasında , heykel yapmanın önemine dikkat çekerek , heykeltıraşlığın gelişmesini teşvik eder. “ Bir millet ki resim yapmaz , bir millet ki heykel yapmaz , itiraf etmeli ki o milletin tarihinin gelişme çizgisinde yeri yoktur.Halbuki bizim milletimiz , gerçek özellikleriyle gelişme içinde medeni olmaya layıktır. ” Kendi sağılığında bir çok heykeli dikilen Atatürk’ün , bu konuda bir isteği bulunmadığı , ancak sırf bu sanatın gelişip ilerlemesi için kendi heykelinin yapılmasına ve dikilmesine razı olduğu anlaşılmaktadır. Cumhuriyetin 10. yıl dönümünde ise , Anadolu’ya “Yurt Gezileri” adı altında ressamlar göndermiştir. Bu ressamlarımızın yaptığı eserler Ulus’ta 1947 yılında yanan Eski Maarif Vekaleti binasının çatı katında “Türk İnkılap Sergisi “ adı altında sergilenir ve açılışı da bizzat Atatürk tarafından yapılır. Atatürk sanatın , özellikle de güzel sanatların gelişmesinde ve ilerlemesinde ufuk açıcı ve yol gösterici olmuş , sanatın her cephede gelişmesini sağlamıştır.
|