......
Kendisini bulmaktan değil, aramaktan bile nefret eden yine insan'ın kendisi. Evet, kendisine başkalaşan, yabancılaşan, kendisiyle itişip kakışan, itişe kakışa kendisiyle arasındaki mesafeyi açarak yaşamı yaşanmaz hâle getiren de yine o!
Muhabbet (sevgi), gerçekte, birleşmek demek; insanın kendi kendisiyle birleşmesi, ikiliği ortadan kaldırıp zatındaki birliği bulması demek. Öfke nefrete, nefretse kin ve intikama dönüşünce, kişinin zatına hoşça bakması, kendi başını yine kendinin okşaması nasıl mümkün olabilir? İki ben'le nasıl yaşar insan? İçi başka, dışı başkayken, kişi, bu iki benin itişip kakışmasına nasıl mâni olabilir? Kendi hayvanının yine kendi insanı üzerinde tepinip durmasını nasıl engelleyebilir? Mâni olamıyor ve/veya engelleyemiyorsa, bu “başkaların” sayıca artmasından nasıl kaçınabilir?
Kaçınamaz! Bu nedenledir ki toplumsal şiddet, hergün görüp durduğumuz ürkütücü itişip kakışmalar, son tahlilde, yine insana dönmemizi gerektiriyor.
İnsan, yeniden insan'a dönmek zorunda. Bakışını dışına değil, içine çevirmek; insanlığını kendi özünden türetmek, birliği dışarıda değil, kendinde bulmak, kendini sevmek zorunda. Çünkü insan, ne yapıp edip bir an evvel Hz. İnsan olmak zorunda.
Alemde herşey zıddıyla kaim.
Zorunluluk da buradan türüyor; zira bu âlemde zıddı olmayan, bir tek insan!
alinti...