Kronolojik Osmanlı Tarihi ve Padişahları page 3
CixFoRuM.CoM
14 Ekim 2008, 00:26:34 *
|Site Map | Site Map1 | Site Map2 | Site Map3
| Arsiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML |Rss

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara GoogleTagged Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: 1 2 [3] 4   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Kronolojik Osmanlı Tarihi ve Padişahları  (Okunma Sayısı 2112 defa)
0 Üye ve 1 Tanrı Misafiri konuyu incelemekte.
PhiLa
Admin
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1.880
Konu Sayisi: 476
« Yanıtla #40 : 19 Mart 2007, 18:18:24 »



Resimlerin Görüntülenmesine Izin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek Için Üye Ol veya Giris Yap

I.Murad

Osmanlı tarihinde I. Murâd* Murâd Hüdâvendigâr ve Gâzi Murâd Hüdâvendigâr adlarıyla anılan Sultân Murâd* 1326 (726 H) yılında dünyaya geldi ve 1362 Mart ayında 35-36 yaşlarında iken Osmanlı Padişahı olarak tahta geçti. Hüdâvendigâr* hükümdâr demektir ve sonradan o zaman Osmanlı Devletinin başşehri olan ve kendisinin de valilik yaptığı Bursaya da Hüdâvendigâr Sancağı adı verildi.

Seferlerine Ankaranın yeniden fethiyle başlayan Sultân Murâd* 1362 Temmuzunda Edirneyi zabtetti ve kendisine yeni başşehir yaptı. Bunu Balkanların önemli bir merkezi olan Filibenin fethi takip etti (1363). Osmanlı Devletinin Avrupa topraklarında bu ilerleyişi Hıristiyanları korkuttu ve Papa V. Urbanusun tahrikiyle Osmanlı Devleti ilk haçlı seferine maruz kaldı. Ancak 60.000 kişilik haçlı ordusu 10.000 kişilik Hacı İlbeğ komutasındaki Osmanlı ordusunun yaptığı bir baskın sonucunda sındı ve tarihe Sırpsındığı zaferi olarak geçti (1363). Bunu Sırbistanın bir kısmı ile Bulgaristanın Osmanlıya ilhakı takip etti ve 1365 yılında da Dubrovnik (Raguza) ile ilk milletlerarası andlaşma imzalandı.

1375de Hamidoğulları sembolik bir bedelle topraklarının yarısını Osmanlıya terk etti ve böylece Germiyanoğlu ile Karamanoğlu arasına Osmanlı girmiş oldu. 1383de Candaroğulları Hamidoğullarının arkasından Osmanlıyı metbû tanıyınca* Karaman oğulları rahatsız olmaya başladı ve 1386da Osmanlı Karamanoğulları ihtilafı başladı. Her ne kadar* Sultân Muradın oğlu Şehzâde Bâyezid kahramanca savaşarak Karaman oğullarını dağıtıp Yıldırım ünvanını aldıysa da* bunu fırsat bilen Sırp Kralı Balkanlarda Osmanlının üzerine yürüdü ve hatta Timurtaş Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunu bozguna uğrattı (Ploşnik Olayı* 1387). Bundan cesaret alan haçlı orduları* Sırpı ile Bulgarı ile Ulahı ile* hep birlikte Osmanlı Devletinin aleyhinde ittifak ettiler ve Kosovada 20 Haziran 1389 günü Osmanlı ordusu ile karşı karşıya geldiler. Osmanlı ordusu* I. Kosova Zaferi diye tarihe geçen zaferle haçlı ordularını yendi ve 500 yıl kadar sürecek olan Balkan Hakimiyetini başlatmış oldu. Ancak bu güzellikler arasında* Miloş Obiliç adlı yaralı bir Sırp askeri tarafından Murâd Hüdâvendigâr hançerle vurularak şehid edildi (20.6.1389) ve Bursaya nakledilerek kendi adına yaptırılan Cami haziresine gömüldü. Osmanlı Devleti Balkanlara hâkim olmuş* Bulgaristan tamamen Osmanlının eline geçerken Sırbistanın da önemli bir kısmı feth edilmişti. 37 muharebede bizzat bulunan Sultân Murâd* 27 yıl içinde babasından aldığı mirası 5 kat artırarak 500.000 km2lik bir büyük devleti Osmanlı milletine miras bırakıyordu.

Batılı tarihçilerin de itirafıyla* fethettiği topraklarda Ortodokslara* Katoliklere ve diğer din mensuplarına kendi dindaşlarından daha iyi davrandı. Verdiği sözde durması hasebiyle dost düşman herkes tarafından sevilir hale geldi. Devlet teşkilâtçılığında da zirvedeydi. Her ne kadar yeniçeri teşkilâtı babası zamanında kurulmaya başlansa da* asıl yeniçeri ve acemi oğlanları teşkilâtlarını kuran ve geliştiren kendisi oldu. İstanbul'u ilk kuşatan Osmanlı Padişahı da kendisiydi.

Murâd Hüdâvendigârı muvaffak eden sebeplerin başında onunla birlikte çalışan ehliyetli devlet adamlarını zikretmek gerekiyor. Bunların başında* bir görüşe göre Sultân Murâd zamanında ihdas edilen kazaskerliğe ilk defa getirilen Çandarlı Halil Efendiyi zikretmek gerekiyor. Bu vazifeye gelir gelmez* Karamanlı Kara Rüstemin de yardımıyla Maliye teşkilâtı tanzim edildi ve Sultân Orhan zamanında başlatılan Yeniçeri ve Acemioğlanları Teşkilatını bütün ayrıntılarıyla kurmaya muvaffak oldu. 1372 yılında da Vezir oldu ve artık Halil Hayreddin Paşa diye anılmaya başlandı. Diğer devlet adamları arasında ise* Halil Hayreddin Paşanın oğlu Ali Paşayı* yeniçeri ve acemi oğlan teşkilâtında büyük payı bulunan Timurtaş Paşa ve Lala Şahin Paşayı* kahramanlıkları ile meşhur Saruca Paşa* Evrenos Beğ* İne Beğ* Paşa Yiğit* Müstecap Subaşı ve Hacı İlbeği zikretmek gerekmektedir.

Asrındaki âlimlerden ise Aksaraylı Cemâlüddin Muhammed bin Muhammed* Bursa kadılarından ve Kâdîzade-i Rumînin babası Mahmûd Bedreddin ve de Azerbaycan Kadısı ünvanıyla meşhur Mevlânâ Burhânüddini zikretmek gerekmektedir.

ZEVCELERİ: 1- Gülçiçek Hâtûn; Yıldırım Bâyezidin ve Yahşi Beyin Annesi. 2- Marya Thamara Hâtun; Bulgar Kralının kızı. 3- Paşa Melek Hâtun; Kızıl Murad beyin kızı. 4- Candar Oğullarından bir beyin kızı. 5- Bulgar Beyinin kızı. ÇOCUKLARI: 1-Yıldırım Bâyezid. 2-Yakub Çelebi. 3- Savcı Bey. 4- İbrahim Bey. 5- Yahşi Bey. 6- Halil Bey; 7- Özer Hâtun; 8- Sultân Hâtun. 9- Nefise Melek Sultân Hâtûn . [1]


[1] "Lütfi Paşa" * Tevârîh-i Âl-i Osman* sh. 31 vd.; Alî* Künhül-Ahbâr* V* sh. 65-77; Alî* Ahmed Uğur neşri* sh. 108-131; Kantemir* c. I* sh.87-93* Aksun* Osmanlı Tarihi* c. I* 51-70; "Uzunçarşılı" * Osmanlı Tarihi* c. I* sh. 162-186; Uzunçarşılı* Osmanlı tarihinin İlk Devirlerine Ait Bazı Yanlışlıkların Tashihi* Belleten* c. XXI* sayı 81-84 (1957)* sh. 173-188; "Uluçay" * Çağatay* "Padişahların" Kadınları Ve Kızları* 3. Baskı* "Ankara" 1992* sh. 6-7; Öztuna* Devletler ve Hânedânlar* c. II* 107-108; Büyük Türkiye Tarihi* c. I* 284-305.
Moderatöre Bildir   Logged

Tomorrow is another day...


KırıK LinkLeri Lütfen özeL mesajLa biLdiriniz...
PhiLa
Admin
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1.880
Konu Sayisi: 476
« Yanıtla #41 : 19 Mart 2007, 18:20:19 »

Resimlerin Görüntülenmesine Izin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek Için Üye Ol veya Giris Yap

Yıldırım Bayezid

Osmanlı Padişahları arasında hakkında en çok konuşulan Padişahın Yıldırım Bâyezid olduğu doğrudur. Bunun iki sebebi vardır: Birincisi; Kısa zamanda Anadolu birliğini kurup devleti genişletmesine rağmen* 1402de Ankarada Timura yenilerek tekrar başa dönülmesine sebep olmasıdır. İkincisi de* hem Emir Sultân Buharîye kayınpeder olması ve hem de içki içtiğine dair iddiaların bulunmasıdır. Önce Yıldırım Bâyezidi tanıyalım.

1387 tarihinde katıldığı Karaman Seferinde gösterdiği kahramanlıklardan beri Yıldırım lakabıyla anılan I. Bâyezid* Sultân Muradın büyük oğlu ve veliahdıdır. Bursada babasının tahta çıktığı sene yani 761/1360 yılında Gülçiçek Hâtundan dünyaya gelmiş ve 791/1389 yılının Ramazan ayının beşinde de babasının şahâdeti üzerine tahta çıkmıştır. Padişah olmadan evvel sırasıyla Kütahya* Hamid İli ve ilk Amasya Sancak Beyliği gibi tecrübeleri bulunmaktadır.
Osmanlı Devletinin Kosovada haçlı ordularıyla meşgul olmasını fırsat bilen Karamanoğulları* Osmanlı Devletine ait sancak ve kazalara hücum başlattı. Bunu gören Yıldırım* 1390 yılının ilk günlerinde Anadolu birliğini tehlikeye sokmamak için hemen bu bölgeye intikal etti. Germiyan* Aydın* Menteşe ve Saruhan Beylikleri Osmanlı Devletine bağlılıklarını bildirince* hemen 1390-91 kışında Ankaraya gelerek orada kışlasını kurdu. Sonradan yanına Bizans İmparatoru II. Manueli de alarak Karaman bölgesine geçti ve onları ikaz etti. Zaten Karamanoğlu Damad Alâaddin Bey de firar etmişti. Ege Adalarını vurarak Venedik Cumhuriyetine gözdağı vermeyi de ihmal etmeyen Yıldırımın bütün hayali İstanbulu fethetmek idi. Bu sebeple 1391de 7 ay sürecek olan İstanbul kuşatmasına başladı. Bizansın sulh ile itaat edeceğini umuyordu; ama olmadı.

Rumelinde gayr-i müslimlerle uğraşan Osmanlının aleyhine* durumu fırsat bilen Karamanoğlu-Candaroğlu ve Sivasdaki Kadı Burhâneddinin ittifak yaptığı duyuldu. 1392de Candaroğlu halledildi; İsfendiyaroğulları da Osmanlıya itaat etti. Kadı Burhâneddin ile olan savaş daha dehşetli idi. Yıldırımın oğlu Şehzâde Ertuğrulun kumandasındaki Osmanlı ordusu* Çorum yakınlarında yenik düştü. Bu arada Yıldırımın kendisi Rumeli seferine devam ediyor ve 1392de filozoflar diyarı olarak bilinen Atina Osmanlıya teslim oluyordu.

Bütün bu gelişmelerden rahatsız olan Macar Kralı Sigismund* üçüncü bir haçlı seferi hazırlığında idi. Gerçekten her çeşit düşman milletin yer aldığı 70.000 kişilik orduyla Tunayı geçerek Niğboluyu kuşattı ve düşman kuvvetler 130.000e ulaştı. Ancak 25 Eylül 1396 tarihinde Avrupalıların asırlarca unutamayacakları Niğbolu Zaferi kazanıldı ve Yıldırım* artık Halife I. Mütevekkil tarafından Sultân-ı İklim-i Rum ve Sultân diye anılmaya başlandı. Üçüncü haçlı seferini fırsat bilerek yine Osmanlı topraklarına saldıran Karamanoğulları ise* nihâî dersi hak etmişlerdi ve gerçekten 1397de Konyaya giren Yıldırım eniştesi olan Karamanoğlu Beyini idam ettirdi ve Konyayı Osmanlı Devletinin Karaman Eyâleti olarak ilan etti. Artık Anadolu birliği sağlanmış ve bütün Anadolu neredeyse Osmanlı Devletinin olmuştu. Rumelide Balkanlar Osmanlının hâkimiyetine girmişti.

İşte böyle bir dönemde Doğudan büyük bir tehlike geliyordu. Doğu Türkistan Hakanı Aksak Timur veya Timurlenk* fırtına gibi eserek Doğu Anadoluyu tehdit ediyor ve memleketleri ellerinden alınan ve Osmanlıdan memnun olmayan Anadolu beyleri Timuru tahrik ettikleri gibi* Timurun düşmanları olan bazı beyler de Yıldırıma sığınmış bulunuyorlardı. Timur nazik sayılabilecek bir üslupla Yıldırımdan bu beyleri salı-vermesini ve kendisine tabi olmasını* şartlarının kabulü halinde* gayr-i müslimlerle olan cihadını takdir ettiği Osmanlı ordusuna yardım edeceğini ifade eden bir mektup gönderdi (Mektup* Rum Meliki Yıldırm Bayezid diye başlamaktadır). Buna karşı Yıldırımın cevabı çok sert ve hatta hakaretâmiz oldu (Mektup* Ey Timur denen parçalayıcı köpek ve Tekfurlardan daha kâfir olan adam diye başlamaktadır).

Neticede kaderin cilvesiyle Yıldırımın strateji açısından üstün görüldüğü uğursuz Ankara Meydan Muharebesi meydana geldi ve 28 Temmuz 1402 tarihinde Osmanlı ordusu yenik düştü ve Padişah esir alındı. Bu hadiseyle Osmanlı Devleti* cihan devleti olmaktan çıkmış ve yeniden başa dönmüştü. Zira bu savaşı takip eden yıllarda* 8 yıl kadar Anadoluda kalan Timur buralarda terör estirdi ve eski beylere beyliklerini tamamen iade etti. 3 Mart 1403de* bazı tarihçilerin ileri sürdüğü gibi intihar ederek değil* sıkıntıdan doğan bir kaç çeşit hastalığa dayanamayan Yıldırım vefat etti ve Osmanlı Devleti için Fetret Devri denen ara dönem başladı.

Yıldırım Bâyezıd devrinin ileri gelen devlet adamları arasında* iyi bir devlet adamı olmakla beraber takvâ cihetinden zayıf olduğu ittifakla açıklanan Çandarlı Ali Paşa* Timurtaş Paşa* Süleyman Paşa* İshak Bey ve Mihal oğlu Muhammed Bey zikredilebilir. Onun devrindeki âlimlerden ise* Şemseddin Fenari* oğlu Muhammed Şah Fenari* Hâfızuddin Muhammed Kürdî* Şeyh Kutbuddin İznikî ve Şihâbüddin Sivasî unutulmamalıdır. Devrinin Horasan erenlerinin başında* Emir Sultân denen Bâyezidin damadı Şemseddin Muhammed Huseynî* Hacı Bayram ve Şeyh Abdurrahman-ı Erzincanî gelmektedir. Mevlid yazarı Süleyman Çelebi de onun zamanındaki en büyük şairlerdendir.

ZEVCELERİ: 1- Germiyanoğlu Devlet Şah Hâtun; İsa* Mustafa ve Musanın annesi. 2- Devlet Hâtun; Yine Germiyanoğlu olduğu söylenen ve Sultân Mehmed Çelebinin annesi ve ilk Vâlide Sultân. 3- Hafsa Hâtun; Aydınoğlu İsa Beyin kızı. 4- Sultân Hâtun; Dulkadiroğlu Süleyman Şah kızı. 5- Marya (Olivera Despina) Hâtûn; Sirbistan Kralı Lazarın kızı. ÇOCUKLARI: 1- Ertuğrul Çelebi. 2- İsa Çelebi. 3- Mustafa Çelebi (Tartışmalıdır). 4- Büyük Musa Çelebi. 5- İbrahim Çelebi. 6- Kâsım Çelebi. 7- Yusuf Çelebi. 8- Hasan Çelebi. 9- Erhondu Hâtun. 10- Fatma Hâtun. 11- Paşa Melek Hâtûn. 12- Oruz Hâtûn. 13- Hundî Hâtûn. 14- Şehzâde Mehmed .[1]


[1] Neşrî * Kitâb-ı Cihân-nümâ* c. I* sh. 311-355; Âli* Künhül-Ahbâr* c. V* sh. 78-116; Ahmed Uğur neşri* sh. 131- 195; Tarih-i Solakzâde * İstanbul 1297* sh. 51-91; Âşıkpaşa-zâde * Tarih* sh. 65 vd; Lütfi Paşa * Tevârîh-i Âl-i Osman* sh. 44 vd.; Kantemir* c. I* sh. 95-105; Aksun* Osmanlı Tarihi* c. I* sh. 71-90; Uzunçarşılı * Osmanlı Tarihi * c. I* 260-323; Uluçay * Padişahların Kadınları ve Kızları* sh. 7-10; Öztuna* Türkiye Tarihi* c. II* sh. 306-352; Devletler ve Hânedânlar* c. II* sh. 110-112; Ahmed Refik* Kadınlar Saltanatı I-IV * İstanbul 1332/1923* c. I* sh.
Moderatöre Bildir   Logged

Tomorrow is another day...


KırıK LinkLeri Lütfen özeL mesajLa biLdiriniz...
PhiLa
Admin
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1.880
Konu Sayisi: 476
« Yanıtla #42 : 19 Mart 2007, 18:21:09 »

Resimlerin Görüntülenmesine Izin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek Için Üye Ol veya Giris Yap

I.Mehmet Çelebi

1413-1421 tarihleri arasında Osmanlı tahtına oturan Sultân Mehmed Çelebi* 781/1380 yılında Germiyanoğullarından Süleyman Şahın kızı Devlet Hâtundan dünyaya gelmiştir. Asil ve dindar bir devlet adamı olan Mehmed Çelebi* bazı tarihçiler tarafından Osmanlı Devletinin ikinci kurucusu ve 9. asrın müceddidi kabul edilmektedir.

Babasının esareti sırasında vezir Bâyezid Paşanın tavsiyelerine uyarak Amasyaya gitti ve padişahlığını ilan etti. Kardeşi İsa Çelebiyi tasfiye etti. Ancak Süleyman Beyin Ankaraya kadar gelmesi üzerine* Amasya-Tokat-Sivas bölgesiyle yetindi. İyi bir diplomattı. Musa Çelebi önce Mehmed Çelebiye itaat etti. Ancak 1410 yılında Rumelide saltanatını ilan edince durum değişti. 1413 yılında kardeşi Musa Çelebinin öldürülmesinden sonra* Osmanlı tahtının tek vârisi olarak kaldı. Osmanlı tarihçileri tarafından yeni asrın yani Hicrî 9. asrın siyâset alanında müceddidi olarak kabul edilmektedir.

Çelebi Mehmed Rumelindeki olaylarla uğraşırken* Karamanoğlu yine harekete geçti. Germiyanoğlu Yakub Beyin Mehmed Çelebiye itaatini bildirmesi üzerine Bursayı kuşattı. Hacı İvaz Paşanın kahramanca müdafaası üzerine Yıldırım Bâyezidin sur dışında kalan kabrine hakaret bile etti. İşte bu kargaşa içinde Sultânlık koltuğuna oturan Mehmed Çelebi* Aydındaki Candaroğullarının da tabiiyetini kabul ettikten sonra Karamanoğlunun üzerine yürüdü ve halasının oğlu olan Karamanoğlu II. Mehmed Beyi esir aldı. Sonra affetti. Bu arada Venedik donanmasına karşı 1416 yılında Çalı Bey komutasındaki Osmanlı donanması hücuma geçti* ancak mağlup oldu. Buna karşılık Macar Kralı Sigismundun haçlı seferi teşebbüsü* Mehmed Çelebinin bir paşası olan Gâzî İshak Bey tarafından püskürtülünce Osmanlı prestij kazandı. İshak Beyin 1415 muharebesinden sonra Türklerin Bosna Sarayı dedikleri Sarajevo Osmanlının eline geçti. İshak Beyin Rumelideki bu fetihleri Romanya ve diğer Balkan bölgelerinde de devam etti. Sultân Mehmed de boş durmuyor ve Sinopdaki Candar Beğliğinin bir kısım topraklarını Osmanlı Devletine ilhak ediyordu.

Osmanlı Devleti* yeniden eski ihtişamına kavuşmak üzere iken* iç ve dış düşmanlar* iki büyük gaileyi Osmanlı Devletinin başına açmakta gecikmediler. Ancak Sultân Mehmedin fevkalade basiretli idaresi ve Allahın yardımıyla bu iki büyük bela da aşıldı.

Bunlardan birincisi* Şeyh Bedreddin isyânı idi. Musa Çelebinin Kazaskeri ve bir nevi Şeyhülislâmı olan bu ilim adamı* belli çevrelerce kullanıldı. Musa Çelebinin tasfiyesinden sonra Sultân Mehmed tarafından yüksek bir maaş verilerek İznikte mecburi ikamete zorlanan Şeyh Bedreddin* Aydın ve İzmir taraflarında fesada başlayan Börklüce Mustafa ve Manisa civarında ortaya çıkan ve aslında bir Yahudi dönmesi olan Torlak Kemal ile olan eski ilişkilerinden korkarak* Kastamonu-Sinop-Kefe üçgenini takipten sonra Eflak Voyvodasına sığındı. Daha önce Şeyh Bedreddinin kazaskerliği sırasında onun kethüdalığını yapan Börklüce Mustafa* İzmirde* Urla yarımadasının kuzey tarafındaki Karaburunda* Yahudi dönmesi Torlak Kemal ise* Manisanın Kızılbaşlarla meskûn bölgelerinde Osmanlı Devletinin aleyhinde bir isyan hareketine hazırlık yapıyorlardı. Şeyh Bedreddinin de Rumelide bu tür hareketlere girişme teşebbüsleri bardağı taşıran son damla oldu. Bizans bunları şiddetle destekliyordu. Ordularının sayısı 5.000 ve 10.000lerle ifade edilen ve Dede Sultân diye de anılan Börklüce Mustafanın isyanı* Timurtaş Paşa-zade Ali Beyin de mağlup olmasıyla ciddileşti. Mehmed Çelebinin oğlu Şehzâde Murâd* Bâyezid Paşanın da yardımıyla Börklüce Mustafa ve asi kuvvetlerin üzerine yürüdü ve ele geçirilen Dede Sultân idam edildi. Bunu Torlak Kemalin tepelenmesi izledi ve böylece Osmanlı Devletinde ilk ciddi alevi isyanı bastırılmış oldu.

Bunun üzerine Rumelideki Deliormanda yerleşen Şeyh Bedreddin isyanı genişletme çabalarını sürdürdü. Selanik taraflarında Düzmece Mustafa ile meşgul olan Sultân Mehmed* olayı duyunca hemen Sereze geldi ve Bâyezid Paşanın gayretiyle Şeyh Bedreddin ele geçirildi ve Serez çarşısında idam edildi. İdamına fetvâ veren ise* Sadeddin Teftezâninin talebelerinden olan Heratlı Mevlânâ Haydardır. 1420 yılında bu olay da kapatılmıştır.

Sultân Mehmedin ikinci belası ise* Timur tarafından esir alınarak 16 yıl ortadan kaybolan ve ancak Bizans ve benzeri dış düşmanların tahriki ile saltanat iddiasıyla ortaya çıkan Yıldırımın gerçekten oğlu Düzmece Mustafadır. Normalde Sultân Mehmedin ağabeyidir. Niğbolu Sancakbeyi Aydınoğlu Cüneydin de desteğini alarak kıyam eden Düzmece Mustafa* Sultân Mehmede yenildi ve Bizans İmparatoruna sığındı. Sultân Mehmed hayatta olduğu müddetçe salıverilmemek ve buna karşılık İmparatora yılda 300.000 akçe ödenmek şartıyla anlaşma yapıldı ve hatta bu anlaşmanın da etkisiyle Sultân Mehmed* 1420de İstanbulda İmparator II. Manueli ziyaret bile etti.

Sultân Mehmed Çelebi 39 yaşında vefat etti ve Bursadaki Yeşil Türbeye defn olundu. Vefatında Osmanlı devleti eski genişliğine ve kuvvetine ulaşmıştı. 24 kere savaşa giren Mehmed Çelebi 40 yerinden yara almıştı. Samimi* dürüst* dindar ve diplomat bir devlet adamıydı.
ZEVCELERİ: 1- Şeh-zâde Kumru Hâtûn; Amasyalı bir Paşanın torunu. 2- Emine Hâtun; Dulkadır oğlu Mehmed Beyin kızı ve II. Muradın annesi. ÇOCUKLARI: 1- Şehzâde Küçük Mustafa. 2- Şehzâde II. Murâd. 3- Şehzâde Mahmûd. 4- Şehzâde Yusuf. 5- Şehzâde Ahmed.

Sultân Mehmed Çelebi zamanındaki ileri gelen devlet adamları arasında* baştan beri onun sadık bir veziri olan Bâyezid Paşayı* ilmiyeden gelen İbrahim Paşayı ve Bursa kahramanı Hacı İvaz Paşayı; asrındaki büyük âlimler arasında Sadeddin Teftezânînin talebelerinden Mevlânâ Burhânüddin Haydarı* Mevlânâ Sarı Yakubu* Kara Yakub lakabıyla meşhur olan Yakub bin İdrisi* Kâfiyeci lakabıyla meşhur Mevlânâ Muhyiddini ve Bâyezid-i Sofîyi; zamanındaki maneviyât erenlerinden özellikle Şeyh Abdüllatifi* Amasyalı Pir İlyası ve Şeyh Muslihuddin Halifeyi; şâirlerden ise sadece Hüsrev ü Şirin müellifi Şeyhi ile Molla Ezherî ve Şair Zihniyi sayabiliriz .
Moderatöre Bildir   Logged

Tomorrow is another day...


KırıK LinkLeri Lütfen özeL mesajLa biLdiriniz...
PhiLa
Admin
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1.880
Konu Sayisi: 476
« Yanıtla #43 : 19 Mart 2007, 18:22:02 »

Resimlerin Görüntülenmesine Izin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek Için Üye Ol veya Giris Yap

II.Murad

Bazı tarihçilerin Osman Beyden sonra ikinci kurucu dedikleri Sultân II. Murâd* 1404 yılında Dulkadiroğlu Emine Hâtundan Amasyada dünyaya geldi. 1421 yılında babasının vefatından 41 gün sonra gelip Edirnede tahta oturur oturmaz* Limnide göz hapsinde bulunan amcası Düzmece Mustafa* Bizans İmparatoru tarafından serbest bırakılınca büyük bir sıkıntıyla karşı karşıya geldi. Mustafa Çelebi* Edirneye gelerek padişahlığını ilan etti ve bununla da kalmayarak ordusuyla Bursadaki II. Muradın üzerine yürüdü. 1422de Sultân Murada mağlup olan amca Mustafa* düzmece olduğu iddiasıyla idam edildi. Aslında düzmece olmadığını daha evvel ifade etmiştik. Bizansın ihanetini gören Sultân Murad* hemen 30.000 askerle İstanbulu kuşattı. Maddi sebepler açısından teslim almayı ümit ederken* 13 yaşındaki Küçük Mustafanın İznikde Bizansın tahrikiyle saltanat ilan ettiğini duydu ve hemen ona yöneldi. Bu arada fırsatı ganimet bilerek Osmanlıya problem çıkaran Anadolu beyliklerinin de üzerine gitti ve sırasıyla Aydın* Teke* Menteşe ve Germiyân Oğulları beyliklerini tarihten silerek tamamen Osmanlı Devletine ilhak etti.

Sultân Muradın Anadoludaki sıkıntıları devam ederken Macarlar ve Sırplar Osmanlı Devletini rahatsız ediyorlardı. 1425de Venedik ile sulh yapan Sultân Murad* 1426da Macar ordusunu bozdu ve fetihlere devam etti. Bu zaferler devam ederken* en önemlisi İzladi mevkiindeki 1443 yılındaki yenilgi olmak üzere* Osmanlı ordusu Hıristiyan kuvvetler karşısında bir kaç defa mağlup duruma düştü. Bunun üzerine Sultân Murâd* Macaristanla Segedin Andlaşmasını imzalamak durumunda kaldı (1444). Aynı yıl* Mısırdaki İslâm âlimlerinin de manevi desteği alınarak Karamanoğlu II. İbrahim Bey ile de sulh andlaşması imzalandı.

40 yaşına gelen ve gerçekten de yıpranan II. Murad* 1444 Ağustosunda oğlu Mehmedi tahta geçirerek* kendisi ibadet ve taatle meşgul olmak üzere Manisaya çekildi ve Fâtih Sultân Mehmed birinci defa Osmanlı Sultânı oldu.

Hem Osmanlı ordusunun yenilgisinden ve hem de Fâtihin 14 yaşında bir genç Padişah olmasından heveslenen Papa* yeni bir haçlı seferi için kolları sıvadı ve haçlı orduları Osmanlı Devleti aleyhinde Ak Şövalye diye bilinen Erdel Voyvodası Hunyadi Yanoş kumandanlığında bir araya geldiler. Tunayı geçerek Varnayı kuşattılar. Tahtta oturan II. Mehmed* yapılan meşveretler ve özellikle Vezir-i Azam Çandarlı-zade Halil Paşanın ısrarlarıyla* II. Muradı yani babasını tahta davet etti. 1444 yılında ikinci defa sultan olan II. Murâd* hemen Edirneye geldi ve 40.000 askeriyle Varna önlerine ilerledi ve sadece 150 şehidle haçlı ordusunu darmadağın etti. Bütün İslâm âleminde ve özellikle Kahirede dualarla yâd edilen bu zafer* Osmanlı Devletinin Balkanların sahibi olduğunu tescil etmişti. Edirneye dönen II. Murad yeniden yani ikinci defa oğlunu tahta çıkardı (1445).

Devlet adamları ve yeniçeri bu duruma razı olmadı ve Sultân Muradın yeniden tahta geçmesini ısrarla arzu ettiler. Bu ısrar karşısında üçüncü defa II. Murad tahta çıktı ve oğlu da böylece iki defa tahta çıkıp inmiş oldu (1446). Varna zaferinden sonra Arnavutlukda İskender denilen bir mürtedle başı belaya giren II. Murad* oğlu Fâtihi de alarak Arnavutluk seferine çıktı. Bu durumu fırsat bilen Ak Şövalye* Papanın da desteğini alarak bir diğer haçlı seferi daha düzenledi ve Osmanlı sınırlarını geçerek Kosova Ovasına kadar geldi. 17 Ekim 1448 tarihinde II. Kosova Zaferini kazandı ve böylece Avrupalıların Türkleri Balkanlardan atmak için giriştikleri son seferi de zaferle tamamlamış oldu. Buradan Edirneye dönen II. Murad 1449 yılında oğlunu evlendirdi. Oğlunu Manisa Sancakbeyliğine gönderen II. Murâd* 3 Şubat 1451 sabahı Edirne Sarayında vefât eyledi.

ZEVCELERİ: 1- Dulkadiroğlu Alîme Hâtûn. 2- Yeni Hâtun; Amasyalı Mahmûd beyin kızı. 3- Hüma Hâtun: Abdullah isimli bir şahsın kızı ve Fâtihin annesi. Fâtihin annesinin devşirme olduğu nakledilmektedir. Ancak Müslüman olduğu kesindir ve hele Ortodoks olan Mara Hâtûn ile Fâtihin üvey annelik dışında alakası yoktur. 4-Tâcünnisâ Hatice Halîme Hâtun; Candaroğlu İsfendiyar Beyin kızı. 5-Mara Hâtun; Çocuksuz ve ortodoks olarak ölen ve Fâtihin üvey annesi olan bu kadın* Sırbistan Despotu George Bronkoviçin kızı. ÇOCUKLARI: 1- Fâtih Sultân Mehmed. 2- Ulu Şehzâde Alaaddin Bey. 3- Şehzâde Büyük Ahmed. 4- Şehzâde İsfendiyar. 5- Şehzâde Hüseyin. 6- Şehzâde Orhan. 7-Şehzâde Hasan. 8- Şehzâde Küçük Ahmed. 9- Yusuf Âdil Şah. 10- Hatice Sultân. 11- Hafsa Sultân. 12- Fatma Sultân. 13- Erhondu Sultân. 14- Şehzâde Selçuk Sultân.

Asrındaki büyük devlet adamları arasında* Timur Paşanın oğlu Gâzi Umur Paşa* Çandarlı-zâde Halil Paşa* devşirmelerden Şihâbüddin Paşa* Damad Karaca Paşa* Zağanos Paşa ve Kasım Paşayı; asrının meşhur âlimlerinden Molla Fenariden sonra müftülük makamına gelen Molla Yegân lakabıyla meşhur Mevlânâ Muhammed* Molla Şemseddin Gürânî* Seyyid Alâaddin Semerkandî* Hızır Beğ ve Alâaddin Tûsîyi; maneviyât erenlerinden Hacı Bayramın halifelerinden Ak Bıyık* Muhammediyye müellifi Yazıcızâde* Envârül-Âşıkîn adlı eserin müellifi Ahmed-i Bîcan ve Şeyh Muslıhuddini; şâirlerden Hacı İvaz Paşanın oğlu Atâyî ve şiirlerinden dolayı idam edilen Nesîmîyi mutlaka zikretmeliyiz[1].







---------------------------------------------------------------------------
-----

[1] Âşıkpaşa-zâde * Tarih* sh. 95-139; Neşrî * Kitâb-ı Cihânnümâ* c. II* sh. 555-681; Âli* Künhül-Ahbâr* c. V* sh. 194-246; Ahmed Uğur neşri* sh. 326-417; Lütfi Paşa * Tevârîh-i Âl-i Osman* sh. 148-150; Solakzâde* sh. 138-188; Kantemir* c. I* sh. 129-147; Aksun* Osmanlı Tarihi* c. I* sh. 107-126; Uzunçarşılı * Osmanlı Tarihi * I* 366-451; Yılmaz* Belgelerle Osmanlı Tarihi* c. I* sh. 195-268; Uluçay * Padişahların Kadın ları ve Kızları* sh. 13-18; Sağman* Ali Rıza* Fâtihin Anası* Resimli Tarih Mecmuası IV* İstanbul 1953* sh. 2312; Öztuna* Devletler ve Hânedânlar* c. II* sh.
Moderatöre Bildir   Logged

Tomorrow is another day...


KırıK LinkLeri Lütfen özeL mesajLa biLdiriniz...
PhiLa
Admin
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1.880
Konu Sayisi: 476
« Yanıtla #44 : 19 Mart 2007, 18:22:48 »

Resimlerin Görüntülenmesine Izin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek Için Üye Ol veya Giris Yap

Fatih Sultan Mehmet

Fâtih Sultân Mehmed* 30 Mart 1432 tarihinde Edirne Sarayında Hüma Hâtundan dünyaya geldi. Annesi onun gerçek saltanatını görmeden 1449 yılında vefât eyledi. Bir görüşe göre 19 ve bir diğerine göre 21 yaşında babasının vefatı üzerine üçüncü defa saltanat koltuğuna oturdu ve sınırları Tunadan Kızılırmaka kadar genişleyen Devletinin başşehri olarak İstanbulu almak ve Hz. Peygamberin övgüsüne mazhar olmak en büyük ideali idi.

İstanbulu almak için Boğaza hâkim olmanın şart olduğunu bilen Sultân Mehmed* 1452de Boğazkesen Hisârı dediği Rumelihisârını inşa ettirdi. Karşısında Yıldırımın inşa ettirdiği Anadoluhisârı yükseliyordu ve artık Osmanlının izni olmadan boğazı geçmek mümkün değildi. 1 Eylül 1452de Edirneye dönen Sultân Mehmed* hemen kendisinin planlarını çizdiği topların dökümüne başladı. Deneyler yapıldı ve dünyanın harp aletleri alanında harikaları vücuda getirildi.

Planı sezen İmparator zor durumdaydı; zira Bizans ikiye ayrılmıştı. Avrupa* yardım için Katolik olmalarını istiyor ve Ortodokslar ise hayır diyordu. 12 Aralık 1452de Ayasofyada Katolik ayini yapılması* Sultânın işlerini kolaylaştırıyor ve Bizans Başbakanı Notaras* Bizansta Latin şapkası görmektense* Türk sarığı görmeyi tercih ederim diyordu. Bizanslılar parlayan ateşlerine ve Hz. Meryeme güveniyorlardı. Ancak 1453 Şubatında Edirneden yola çıkan toplar 5 Nisanda İstanbul önlerine geldi. 6 Nisanda muhasara başladı. 53 gün süren muhasara sırasında Fâtihin ordusu* tarihe geçen kahramanlıklar yazdı. Bizansın Galata ile Sarayburnu arasına gerdiği zincirler* Osmanlı donanmasının karadan yürütülerek Haliçe girmesiyle parçalanmıştı. Muhasaranın 53. Günü Hz. Peygamberin müjdelediği fetih 29 Mayıs 1453 günü gerçekleşti ve Osmanlı ordusu tekbir sesleriyle Topkapı ve Eğrikapı yönlerinden İstanbula girdi. Ayasofyaya sığınan on binlerce insanın burnu bile kanamadı ve İslâm Hukukunun bu konudaki hükümleri aynen uygulandı ve herkese temel hak ve hürriyetleri tanındı.

Fâtihin fetihten sonra yaptığı ilk iş* İstanbulun maddi ve manevi imar edilmesidir. Bu işi tamamladıktan sonra Belgrad hariç bütün Balkanları Osmanlı Devletine ilhak eyledi. Batıyı emniyete aldıktan sonra* kendisine pürüz çıkaran Karamanoğulları ve İsfendiyaroğulları Beyliklerini tamamen ortadan kaldırdı. Bu arada Bizansın artığı olan Trabzondaki Pontus İmparatorluğu da 1461 yılında tamamen tasfiye edilmiş oldu. Komutanlarından Gedik Ahmed Paşa* Kırımı aldı.

Bütün bu fetihler* başta Abbasî Halifesi olmak üzere herkes tarafından takdir edilirken* Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan Fâtihe kafa tutuyordu. Bunun üzerine Erzincan civarındaki Otlukbeli denilen yerde 1473 tarihinde bu sıkıntı da bertaraf edildi ve artık Osmanlı devleti Toroslara kadar genişledi. Fâtih Sultân Mehmed* yeni bir harbin hazırlığında iken* 1481 yılında 51 yaşında Gebzede vefat etti. 28 yıllık padişahlığı süresince 2 İmparatorluk* 14 devlet ve 200 şehir fethederek Fâtih ünvanını Hz. Peygamberden alan Sultân Mehmed* devletin sınırlarını 2.214.000 km2ye genişletmişti ki* bu 3 Türkiye Cumhuriyeti eder demektir. Balistikteki keşifleri* Matematik ilmindeki dehası* dinî ilimlerde büyük bir âlim olması* Arapça* Farsça* Yunanca* Sırpça* İtalyanca ve benzeri önemli dünya dillerinden dokuzuna vâkıf olması* onu Osmanlı tarihinin en büyük askeri* devlet adamı ve âlimi olduğunu* düşmana ve dosta söyletmiştir.

Ona bu büyük fetihte yardımcı olan devlet adamları arasında* Çandarlı Halil Paşa* Mahmûd Paşa* Rum Mehmed Paşa* İshak Paşa* Gedik Ahmed Paşa* Zağanos Mehmed Paşa* Balaban Bey* Bali Bey ve benzeri çok sayıda devlet adamı ve komutanları saymak mümkün olduğu gibi* manevi komutanlar arasında ise* asrının büyük âlimlerinden ve maneviyât erenlerinden* Molla Hüsrev* Molla Gürânî* Molla Zeyrek* Akşemseddin* Hızır Bey* Hocazâde Efendi* Molla Vildân ve Molla Şeyh Vefâ ve benzeri zatları zikretmek icabeder.

ZEVCELERİ: 1- Gülbahar Hâtûn; II. Bâyezid ile Gevher Sultânın annesi. 2- Gülşah Hâtun; Karaman Oğullarından İbrahim Beğin kızıdır. 3- Sitti Mükrime Hâtun; Dülkadiroğlu Süleyman Beyin kızıdır. 4- Çiçek Hâtun; Türkmen Beyi kızıdır. 5- Helene Hâtun; Mora Despotu Demetrusun kızıdır. 6- Anna Hâtûn; Trabzon İmparatorunun kızıdır; evlilikleri kısa sürmüştür. 7- Alexias Hâtun; Bizans Prenseslerindendir. ÇOCUKLARI: 1- Şehzâde Sultân Mustafa Hân. 2- Gevher Sultân. 3- Şehzâde Cem Hân. 4- Şehzâde Bâyezid Hân. 5- İsmi bilinmeyen iki kızı.
Moderatöre Bildir   Logged

Tomorrow is another day...


KırıK LinkLeri Lütfen özeL mesajLa biLdiriniz...
PhiLa
Admin
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1.880
Konu Sayisi: 476
« Yanıtla #45 : 19 Mart 2007, 18:25:07 »

Resimlerin Görüntülenmesine Izin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek Için Üye Ol veya Giris Yap

Yavuz Sultan Selim

Karakterinin sertliğinden dolayı Yavuz ve şehzâdeliğinden beri Selim Şah denen Sultân Selim* 7 Safer 918/Nisan 1512'de Osmanlı padişahı olmuş ve 8 sene* 9 ay bu tahtta oturduktan sonra 8 Şevval 926/ 21 Eylül 1520'de vefat etmiştir: Zulkadiroğlu Alâüddevle'nin kızı Ayşe Hâtun'un oğlu olan Yavuz* şehzâdeliğinden beri* istikbalinin parlak olduğunu gösteren bir hayat çizgisi takip etmişti.

Anadolu'nun Safevî devletinin işgâli tehlikesine karşı* babasının ihmali ve aynı zamanda dedesi olan Alâüddevle'nin aczi karşısında şahlanan ve o dönemde Trabzon Sancakbeyi olan Yavuz* Şiaya karşı Anadolu'yu müdâfaa hareketine girişti. Gürcülerle yaptığı muhârebeler sonucunda halkın nazarında manevi destek kazanan Yavuz* merkezin ikazlarına rağmen Şîa ile olan mücadelesine devam etti ve bu mevzuda ihmâlkâr davranan babası II. Bayezid'i tahttan indirerek yerine kendisi oturdu. Ancak mücâdele sona ermemişti. İran meselesini halletmek için Amasya Sancakbeyi ve ağabeyi Şehzâde Ahmed ile Manisa Sancakbeyi olan Şehzâde Korkut ile anlaşması icab ediyordu. Yavuz'a karşı Şah İsmail'den yardım isteyen ve kuvvetli bir ordu ile isyana kalkışan Şehzâde Ahmed* 1513'de Bursa Yenişehir'de maslub edildi ve bağy= devlete isyan suçunun had cezası olarak idam olundu. Bu hadiseden 38 gün önce de* önceleri Yavuz'la anlaştığı ve kendisine Teke=Antalya* Hamîd = Isparta ve Midilli sancakları verildiği halde sonradan isyân eden diğer ağabeyi Korkut da aynı âkıbete uğramıştı.

Mevcut manileri bertaraf eden Yavuz* ittihâd-ı İslâmın mühim mani'i olan Safevî Devleti'ni ve onun sinsî reisi Şah İsmail'i halletmek üzere maddî ve manevî hazırlıklara başladı. İbn-i Kemal gibi allâmelerden bu fitnenin defi için fetvâ alan Yavuz* 920/1514'de Çaldıran zaferini kazandı ve şarkın kapılarını Osmanlı Devletine açtı. Kemah* Bayburt* Erzincan ve Kiğı Osmanlı Devleti'ne 921/1515'de ilhâk edildi. Bunu* aynı yıl Çaldıran zaferinden dönerken üzerine gidilen Zulkadiroğullarının Osmanlı Devleti'ne ilhâkı ta'kip etti. Bütün bu gayretlere rağmen* doğu ve güneydoğu bölgeleri Şia tehlikesinden kurtulamamıştı. İşte bu işi* büyük âlim İdris-i Bitlisî ve Bıyıklı Mehmed Paşa üstlendi. Bunların samimi gayretleri sonucu* 1516 ve ta'kip eden yıllarda* başta 26 aşiret olmak üzere* mühim Kürt ve Türkmen beylikleri* istimâlet ile yani kendi arzu ve istekleri ile Osmanlı Devletine iltihâk eylediler. Böylece Doğu Anadolu top yekûn Osmanlı Devletinin sınırları içinde kaldı.

Herhangi bir harb olmadan Doğu Anadolunun Osmanlı Devletine iltihâkı ve Şah İsmail'in mağlûbiyeti Memlüklüleri ve Sultânları Kansu Gavri'yi rahatsız etmişti. Bu durumu hisseden ve Memlüklülere İslâm birliğini bozdurmak istemeyen Yavuz* Memlüklülerin üzerine yürüdü ve 922/1516 yılında Mercidabık'da Kansu Gavri karşısında büyük bir zafer kazandı. Bu zafer* Malatya* Divriği* Dârende* Besni* Gerger* Kâhta* Birecik ve Anteb'in de yeniden ve sağlam bir şekilde fethine yol açtı. Aynı yıl (922)* Haleb ileri gelenleri* erkân-ı devleti ve ulemâsı ile Yavuz'a itaat ve teslimiyet mektubu gönderdiler. Böylece Haleb* Antakya* Hama ve Humus kaleleri de Osmanlı Devleti'ne ilhâk olundu ve eyâlet haline getirildikten sonra Haleb Beylerbeyliğine Karaca Ahmed Paşa getirildi. Daha sonra ise* Dâr-üs-Selâm Şam'a girildi ve birçok Arab Şeyhi kendi arzuları ile Osmanlı Devletine iltihâk eyledi.

922/1516'da Kansu'nun yerine geçen Tomanbay'a bir nâme gönderen ve Mısır'a yürüyeceğini belirten Yavuz Sultân Selim* Safed* Nablus* Kudüs* Aclûn* Gazze ve kısaca Suriye ve Filistin'i de yol üzerinde feth eyledi. 923'de Kahire ve Mısır'ı* Ridâniye harbini zaferle kazanarak Osmanlı topraklarına ilhâk eden Yavuz* böylece şarkta tam bir ittihâd-ı İslâm kahramanı oldu. Böylece Anadolu* Karaman* Rûm ve Rumeli eyâletlerine ilâveten Osmanlı Devletine Diyarbekir* Haleb* Mısır* Şam ve Zülkadriye Eyâletini de ilâve etmiş oldu.

Son Abbasî halifesi III. Mütevekkil Alellâh'dan Ayasofya'da yapılan bir dinî merâsimle halifelik ünvanını da kazanan Yavuz* Mekke Şerifi Ebul-Berekât'ın oğlu Şerif Ebu Nümey vâsıtasıyla Mekke'nin anahtarlarını kendisine göndermesiyle de hâdim'ül-Haremeyn vasfını elde etmişti. Doğuda ittihâd-ı İslâmı tahakkuk ettiren Sultân Selim* Batıdaki İslâm düşmanlarına da dersini vermek üzere 2 Şa'ban 926/1520'de sefere çıktı; ancak 8 Şevvâl 926'da yakalandığı bir hastalıkla manevi şehid oldu.

Netice olarak eyâlet sayısı dört olan Osmanlı Devleti'ni* 8 sene gibi kısa bir zamanda iki katına çıkardı. Son zamanlarına doğru te'sis edilen Cezâyir Eyâleti de hesâba katılırsa* Osmanlı Devleti'ne* bu dönemde beş eyâlet daha ilave edilmiş oldu. Safevilerden de Erbil* Kerkük ve Musul alınmış ve Bağdat Eyâleti'nin temelleri atılmıştır.

Merkez teşkilâtındaki en önemli değişiklik* Yavuz Sultân Selim'in Şarkî Anadolu ile Maraş* Malatya ve havalisini fethetmesi üzerine* 922/1516'da Arap ve Acem Kazaskerliği ünvanıyla Divan'a dâhil olmayan bir kazaskerliğin ihdâs edilip Diyarbakır'ın bu kazaskerliğe merkez olması ve bu hizmete de meşhur tarihçi İdris-i Bitlisî'nin getirilmesidir. Suriye ve Mısır da Osmanlı Devletine tamamen ilhâk edilince* bu üçüncü kazasker de divan-ı hümâyûn hey'etine dâhil edilmiş ve bu hizmete Fenarî-zâde Mehmed Şah Efendi getirilmiştir. Daha sonra Pîrî Paşa zamanında bu makam kaldırılmış ve muâmelâtı Anadolu Kazaskerliği'ne devredilmiştir.

Yavuz dönemindeki devlet adamları arasında Sadrazam Koca Mustafa Paşa* Hersek-zâde Ahmed Paşa* Pîrî Mehmed Paşa ve nişancı Tâcî-zâde Cafer Çelebi; ilim adamları arasında Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi* Şeyhülislâm Kemal Paşa-zâde* Müeyyed-zâde Abdurrahman Efendi ve Kara Muhyiddin Efendi zikredilebilir.

ZEVCELERİ: 1- Ayşe Hâtûn; Mengli Giray Iin kızı ve Beyhan ile Şah Sultânın annesi. 2- Ayşe Hafsa Hâtun; Kanunî* Hatice* Fatma ve Hafsa Sultânların annesi. ÇOCUKLARI: Kanunî Sultân Süleyman Hân* Şehzâde Orhan* Şehzâde Musa* Şehzâde Korkut* Gevher Hân* Hatice* Beyhan* Hafsa* Fatma ve Devlet-Şahî Sultân
Moderatöre Bildir   Logged

Tomorrow is another day...


KırıK LinkLeri Lütfen özeL mesajLa biLdiriniz...
PhiLa
Admin
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1.880
Konu Sayisi: 476
« Yanıtla #46 : 19 Mart 2007, 18:26:01 »

Resimlerin Görüntülenmesine Izin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek Için Üye Ol veya Giris Yap

Kanunî Sultân Süleyman

Kanunî Sultân Süleyman devrine şarkıyâtçı Ortalonun söylediği şu sözlerle başlamak istiyoruz: Sultân Süleymanın eserleri bir sıraya konulsa* en alt katta muhârebeleri* onun üstünde bıraktığı âbideler ve en üstte ise* kurmuş olduğu ilmî ve hukukî müesseseler gelir.

Yukarıda zikredilen özelliğinden dolayı Osmanlı tarihinde Kanunî; sadece Osmanlı Padişahlarının değil* dünyada görülen hükümdârların en muhteşemlerinden biri olması haysiyetiyle Batı âleminde Le Manifigue (Muhteşem) ve Grand (Büyük); şâirlik mahlası olarak Muhibbî; 13 tane büyük gazâya fiilen iştirâk etmiş olması hasebiyle Gâzî ve diğer Osmanlı Padişahlarına dendiği gibi bazan da Süleyman Şah denen Kânunî Sultân Süleyman* bir rivâyete göre* 900/1494 yılında Hafsa Sultândan Trabzonda dünyaya gelmiştir. 926/1520 yılında ve 26 yaşında Osmanlı tahtına geçen Kanunî* 974/1566 tarihine kadar yani 46 sene Padişahlık yapmıştır.

Kanuni Sultân Süleyman* evvela başına gâile çıkarmak isteyen* babası zamanında Şam Beylerbeyisi olan ve iktidâr değişikliğinden istifâde ederek Melik Eşref ünvânıyla hükümdârlığını ilan eden Canberdi Gazâliyi 1521de idam ettirdi. Bu gâileyi bertaraf eden Kanunî* daha sonra meşhur seferlerinden 1. Sefer-i Hümâyûnunu Belgrâd üzerine yaptı. 1. Macar seferi veya Engürüs seferi de denen bu sefer neticesinde* sırasıyla Böğürdelen (Şabaç)* Zemun ve Salankamin kaleleri fethedilmiş ve nihâyet daha sonraları Dârül-Cihâd adını alan Belgrâd* 927/1521de feth olunmuştur. Bu arada Yemende fitnelere yol açan İskender adlı şahıs* kendi adamları tarafından öldürülerek* 927/1521 tarihinden itibaren bu beldelerde de Osmanlı Sultânı adına hutbe okunmaya başlanmıştır.

2. Sefer-i hümâyûnunu asırlarca haçlı ordularına karakolluk yapan Rodos ve adalar üzerine düzenlemiş ve 929/1522 yılının sonlarına doğru Bodrum* Tahtalı ve Aydos kaleleriyle birlikte İstanköy* Sömbeki ve Rodos adaları Osmanlı ülkesine katılmıştır. Hıristiyanlığın İslâm âlemine karşı bir kalesi sayılan Rodosun zabtı* Avrupada büyük bir hayret ve teessür uyandırmıştır. Osmanlı orduları adaları fetihle meşgul iken Anadoluda problemler çıkaran ve Yavuz tarafından Zülkadriye Eyâleti beylerbeyliğine getirilen Şehsuvaroğlu Ali Bey fitnesi de* Ferhad Paşa kumandasında gönderilen ordu ile 929/1522de bertaraf olunmuştur. Bu arada Mısırda çıkan cüzî isyanlar da aynı yıl bastırılmış; vefat eden Hayır Beyin yerine evvela Mustafa Paşa ve sonra da ikinci vezir Ahmed Paşa getirilmiş ve memlekette huzur ve âsâyiş sağlanmıştır. 930/1523 yılında Şah İsmailin Sultânı tebrik için elçi gönderdiğini ve aynı yıl kendisinin vefatı üzerine oğlu Tahmasbın yerine şah olduğunu da kaydetmek isteriz.

3. Sefer-i hümâyûn* 2. Engürüs (Macaristan) veya Mohaç seferi olarak da bilinir. Belgratın alınmasından sonra Müslüman Türk akınlarına marûz kalan Macaristan* Hırvatistan* Transilvanya ve Dalmaçya* bu seferle önemli ölçüde Osmanlı topraklarına katılmıştır. 932/1526 tarihinde Tuna nehri üzerinde bulunan Petro Varadin (Petervardin) kalesini fetheden Osmanlı orduları* daha sonra da sırasıyla Sirem muhitindeki kaleleri* İyluk ve beraberindeki on küsur kaleyi ve nihayet Drava nehri kenarındaki Ösek (Eszek) kalesini zaptetmişlerdir. Kazanılan Mohaç zaferinden sonra* 932/1526 yılının Eylülünde Macaristanın başşehri olan Budin fethedilmiş ve bunu Segedin* Budinin tam karşısında yer alan Peşte ve benzeri çevre şehirlerin fetihleri takip eylemiştir. İstanbula Macaristan fâtihi ünvanıyla dönen Kanuni* bu seferiyle Orta Avrupada dengeyi değiştirmiş ve artık Osmanlı Devletinin sınırları Avusturya ve Çekoslovakyaya dayanmıştır.

Ferdinandın tekrar Almanlardan destek alarak Budine yürümesi üzerine* 4. Sefer-i Hümâyûnunu da Macaristana düzenleyen Kanuni* 936/1529 tarihinde Budini yeniden Osmanlı hâkimiyetine aldı ve yol üzerindeki Estergonu ele geçirdikten sonra Ferdinandın gizlendiği Viyanaya doğru yürüdü. Netice alınamayan I. Viyana Muhâsarası* Alman ve Macarları tekrar ümitlendirdi.

5. Sefer-i hümâyûnunu yeniden ümitlenen Alman Şarlken ve Macar Ferdinand üzerine yapmayı planlayan Kanunî* 938/1532 tarihinde başladığı bu seferinde* evvela Siklos (Şikloş)* Kanije ve nihâyet Viyana yolunu Osmanlı ordularına açan Güns kaleleri başta olmak üzere on beşten fazla kaleyi fethetmeyi başarmıştır. Meydandan kaçan Şarlken ve kardeşi Ferdinanda ağır nâmeler gönderen Kanunî* Budini geri aldığı gibi* Papoçe* Şopron* eski başkentlerden Gradcaş* Pojega* Zacisne* Nemçe ve Podgrad kalelerini aldıktan sonra* 939/1532 senesi Kasımında Almanlarla sulh yaparak İstanbula dönmüştür.

6. Sefer-i hümâyûn* Irakeyn seferi veya İran seferi diye de meşhurdur. Şarlkenden sonra Kanunînin ikinci büyük rakibi olan Şah Tahmasb* Bitlis hâkimini kendisine tâbi olması için zorluyor ve Osmanlı Devletinin başına doğuda gâileler açıyordu. Osmanlı Devletini Olama Hân ve Safevi devletini ise* Bitlis Hâkimi Şeref Hân tutuyordu. 940/1533 yılında sefer* Vezir-i Azam İbrahim Paşa komutasında başladı ve yol esnasında Adilcevaz* Erciş* Van ve Ahlat alındıktan sonra 941/1534 yılında Tebrize girildi. Daha sonra aynı yılın Eylülünde Padişah da sefere katıldı ve Karahan Derbendi geçildikten sonra Hemedan ve Kasr-ı Şirin yoluyla Bağdata ulaşıldı. 941/1534 Aralık ayında Bağdad direnmeden teslim oldu. Kerkük ve Hille gibi Irak beldeleri Osmanlı ülkesine katıldığı gibi* Güney Irak* Kuveyt* Lahsâ* Katîf* Necd* Katar ve Bahreyn bölgeleri de Osmanlı Devletine itâat edince bütün bunlar* Basra Eyâleti adı altında Osmanlıya bağlandı (24.7.153 . Bu arada Barbaros Hayreddin Paşa* aynı yıl Tunusu fethederek Osmanlı Devletine bağlamıştı.

7. Sefer-i hümâyûnda Venediklilerin üzerine gidilmiş* Korfu ve Otranto hücuma marûz kalmışsa da* Venediklilerin sulh talebi ve Fransa Kralının da arzusu üzerine 1537 yılında İstanbula dönüldü. Bu arada Doğu Hırvatistanda Osiyek yakınlarındaki Vertizoya sokulan düşman askerleri yok edildi.

8. Sefer-i hümâyûn Kara Boğdan yani Moldavya üzerine yapıldı. 1538 yılında Kanuni Moldavya üzerine yürürken* denizlerde Hadım Süleyman Paşa* Süveyşten hareket ederek Yemen ve Adeni almış ve Hindistandaki Diu Kalesini kuşatmıştı. Yine aynı yıl* Osmanlı Devletine Batı Cezayiri kazandıran Barbaros Hayreddin Paşa* Batılı donanmalara karşı kazandığı Preveze deniz zaferi ile Akdenizi bir Osmanlı Gölü haline getirmişti. Kara Boğdan seferi de* her ne kadar sulh ile neticelendi ise de* hem Moldavya bölgesinde ve hem Tuna boyunda Osmanlı sınırları durmadan genişliyordu.

9. Sefer-i hümâyûn* 1541de yapılan Budin Seferidir. Macaristanda Osmanlıların himâyesindeki Kral Yanoş Zapolyanın ölümüyle (1540)* Avusturyalı Ferdinandın buraları işgal etmek istemesi ve hatta Budin ve Peşteyi kuşatması* Kanunîyi tekrar bu bölgelere getirdi. 1541 tarihli bu seferle artık Macaristanı Budin Eyâletinin bir parçası haline getirdi.

Kısa bir süre sonra Ferdinand* Almanların desteği ile yine Budin ve Peşteyi kuşattıysa da* Kanunî Sultân Süleyman 10. sefer-i hümâyûnu ile hem Ferdinandı ve hem de kendisini destekleyen Almanları* 1543 tarihinde geri çekilmeye ve Osmanlı Devletinden sulh andlaşması istemeye mecbur etti. Bu sefer neticesinde Macaristanın dinî merkezi olan Estergon* İstolni-Belgrad ile beraber iki mühim sancak merkezi olarak Budine bağlandı. Peç ve Şikloş* geri alındı. Yapılan andlaşmayı bütün Avrupa devletleri kabul etmek durumunda kalırken* Kanunî* tartışmasız Cihân Padişahı ünvanını bu gazâ ile kazandı. İmparator sıfatı* sadece Muhteşem Süleyman için kullanılabilecekti.

Muhteşem Süleyman* 11. sefer-i hümâyûnunu* Osmanlı Devletini arkadan vurmayı âdet haline getiren İrana yaptı. Buna 2. İran Seferi de denir. 1548-1549 yıllarında gerçekleştirilen bu sefer ile* Tebriz geri alındı. 1553-1555 yılları arasında da 3. İran seferini ve genelde ise* 12. Sefer-i hümâyûnunu yaptı. Buna Nahcivan Seferi de denmektedir. 1554 Temmuzunda Revana gelen Padişah* oradan Nahcivana giderek burayı feth eyledi. Kuzey Azerbaycan üzerinden Güney Azerbaycana geçince* Şah sulh istedi ve ortalarda görünmeyince de Amasyaya çekildi. 1555 yılında Amasyada imzalanan andlaşma ile Gürcistan paylaşıldı ve Irakda eski sınırlar muhâfaza edildi.

Şehzâde Mustafa ve Şehzâde Bâyezid meseleleriyle yıpranan haşmetli Padişah* son büyük seferini* 1566 yılında Zigetvara düzenledi ve burada kuşatma sırasında 72 yaşında iken çadırında vefât etti.

Yavuz döneminde 6.5 milyon km2 olan Osmanlı Devletinin toprakları* Kanunî devrinin sonunda en yüksek seviyesine olmasa da* 15 milyon km2ye yükseldi. Osmanlı Devletinin sınırları içine* Avrupada -bugünkü siyasi sınırlarla- Eszak hariç Macaristan* Erdel (Romanyada)* Banat (Romanya ve Yugoslavyada)* Belgrad ve Voyvodana* Hırvatistan ve Slovenya ve daha nice yerler; Asyada Rodos ve on iki ada* Arabistan* Batı Gürcistan* Doğu Anadolunun geriye kalan kısmı* himâye bölgeleri olarak* Yemen* Kuveyt* Bahreyn* Hadramut* Katar ve daha nice yerler; Afrikadan Eritre* Cibuti* Somali* Habeşistanın önemli bölgeleri* Libya* Tunus* Çad ve Büyük Sahranın bazı kısımları dâhil olmuştu. Kısaca Bir sultân-ı azîmüş-şan idi ki* her hıttada hutbesi yürür ve bin bir kalada nevbeti vurulurdu..

Netice olarak Kanunî Sultân Süleyman devri* hem devletin sınırlarının genişlemesi yani siyâsi ve coğrafi açıdan ve hem de ilim* kültür* hukuk ve maliye gibi konular açısından* Osmanlı Devletinin zirvelere yükseldiği bir dönemin kısa adıdır.

Kanunî Sultân Süleyman* hem büyük bir asker* hem kudretli bir idareci ve hem de eşine ender rastlanır bir devlet teşkilâtçısı idi. Bu dehâsını* Fâtih zamanında hazırlanan teşkilât kanunlarını geliştirerek ve kısmen de değiştirerek gösterdi. Denilebilir ki* Osmanlı Devletinin siyâsî* kültürel* sosyal* iktisâdî* adlî ve kısaca her çeşit yapılanması* Kanunî devrinde zirvesine yükseldiği gibi* devletin merkezî ve taşra teşkilâtı da bu dönemde zirveye yükselmiştir. Bunu* hazırlattığı kanunnâmelerde görmek mümkündür.

Kanuni devrinin zirveye yükselmesinde katkısı bulunan Sadrazamlar arasında Pîrî Mehmed Paşa* Lütfi Paşa ve Sokullu Mehmed Paşayı; Şeyhülislâmlar arasında Zenbilli Ali Efendi* Kemal Paşa-zâde* Çivi-zâde ve özellikle de Ebüssuud Efendiyi; diğer devlet adamları arasında Barbaros Hayreddin Paşa* Koca Nişancı Celâl-zâde Mustafa* Seydi Bey ve Cafer Ağayı; ilim ve maneviyât erbâbı arasında ise* Nakşibendi Tarikatının reislerinden Hâce Mahmûd Bedahşî* Şeyh Bâli Efendi* Hâce Derviş Mehmed Efendi* Molla Abdüllatif Efendi ve Kadi-zâde Acem Efendiyi zikredebiliriz. Ancak büyük zatlar bunlardan ibaret değildir.

ZEVCELERİ: 1- Hürrem Haseki Sultân; Kanunînin nikâhına aldığı ve aslen Ukran bir Ortodoks râhibin kızı yahut Fransız veya İtalyan olduğu hususunda iddialar bulunan câriyedir. Şehzâde Mehmed ve Selim IInin annesi. 2- Mahidevran Kadın; Abdullah kızı ve Şehzâde Mustafanın annesi. 3- Gülfem Hâtun; Câriyelerden ve Şehzâde Muradın annesi. 4- Abdullah kızı ve Şehzâde Mahmûdun annesi. ÇOCUKLARI: 1-Şehzâde Sultân Mahmûd Hân. 2-Şehzâde Sultân Mustafa Hân. 3-Şehzâde Murad. 4-Şehzâde Sultân Mehmed Hân. 5-Şehzâde Abdullah. 6- Mihrimah Sultân. 7-Şehzâde Sultân Selim Hân II. 8-Şehzâde Sultân Bâyezid Hân. 9- Fatma Sultân. 10- Râziye Sultân. 11-Şehzâde Sultân Cihangir. 12-Şehzâde Orhan
Moderatöre Bildir   Logged

Tomorrow is another day...


KırıK LinkLeri Lütfen özeL mesajLa biLdiriniz...
PhiLa
Admin
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1.880
Konu Sayisi: 476
« Yanıtla #47 : 20 Mart 2007, 18:04:36 »

Resimlerin Görüntülenmesine Izin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek Için Üye Ol veya Giris Yap

II.Selim (Sarı Selim)

Sarı Sultân Selim diye de bilinen II. Selim 1566da babasının vefâtından 23 gün sonra İstanbula gelerek Osmanlı tahtına oturmuştur. Daha sonra da bizzat Belgrada gelerek ordunun huzurunda da cülûs merâsimini tekrarlamıştır. Yeniçeri teşkilâtı cülûs bahşişinden dolayı ilk defa bu Padişaha baş kaldırma belirtileri göstermiştir.

II. Selim* diğer Osmanlı Sultânlarına benzemeyen ve hem dirâyette ve hem ilim irfânda onların seviyesine çıkamayan bir şahsiyete sahiptir. Ordunun başında hiç bir sefere çıkmamıştır. Daha evvel Karaman Eyâletinin Paşa Sancağı olan Konyada* Manisada ve Kütahyada sancakbeyliği yapmış ve 42 yaşındayken Padişah olmuştu. Sokullu Mehmed Paşa da olmasaydı* devleti bu sekiz sene içerisinde belki aynı huzurla idare edemezdi. Ancak Kanuni Sultân Süleymanın dirâyetli Vezir-i Azamı Sokullu Mehmed Paşa* II. Selim yerine devleti idare ediyordu.

II. Selim devrinde patlak veren hadiselerden birincisi Yemen Meselesi idi. Kanunî devrinde iki beylerbeyilik haline getirilen Yemende zayıflayan Osmanlı idaresine karşı* Zeyd bin Ali neslinden gelen Topal Mutahhar isyan etti ve Sana ile Teaz taraflarına hâkim olan Murâd Paşayı mağlûb ederek katl eyledi. Bunun üzerine Yemen Eyâleti tek eyâlet haline getirilerek 975 Zilhicce/1568 Haziran tarihinde Haleb Beylerbeyi Özdemiroğlu Osman Paşa Beylerbeyiliğe getirildi ve buradaki isyanı bastırdı. Sokullu tarafından Yemen Serdârı olarak gönderilen Sinan Paşanın gayretleri de eklenince* Yemen* uzun süre Osmanlı hâkimiyeti altına girdi.

Aynı yıl Kurdoğlu Hızır Reis de Endenozyaya sefer düzenlemişti. Bu arada 1569 yılında Astırhana ve Ruslara karşı sefer düzenlendiyse de* Kale Ruslardan alınamadı.

Bu arada 978/1570 tarihinde Kıbrıs Adası Venediklilerin elinden alındı ve bir Hıristiyan Krallığa da son verilmiş oldu. Kıbrıs Müslüman Türklerin eline geçti.

II. Selim devrinde Osmanlı ordusu ilk defa İnebahtıda Hıristiyan deniz donanması karşısında mağlûbiyete uğradı. 7.10.1571 tarihinde meydana gelen İnebahtı bozgunu* maalesef Avrupalıların gözünde yenilmez ordu diye bilinen Osmanlı Ordusunun bu vasfını bozdu. Ancak İnebahtıda kaybedilen Osmanlı Donanması kısa bir zaman içerisinde yeniden inşâ olundu. Bu arada Osmanlı ordularının desteğini alan Kırım Hânı Giray Hânın 24.5.1571 tarihinde Moskovayı alacak kadar Rusları perişan ettiklerini burada kaydetmemiz gerekmektedir.

II. Selim devrinin parlak fetihlerinden biri de 1574 tarihinde Tunusun kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmasıdır. Bunun dışında II. Selim devri* fetihler ve zaferler devresi olmaktan ziyâde sulh ve muâhedeler devresi olmuştur.

II. Selim* sekiz senelik saltanatından sonra 50 küsur yaşında Sarayda 18 Şaban 982/1574 tarihinde vefât etmiştir.

Şunu önemli ifâde edelim ki* Osmanlı Devletinin duraklama devresi* Kanunînin oğlu Şehzâde Mustafayı bir kısım müzevvirlerin iftirasıyla idama mahkûm ettirmesiyle başlar ve II. Selim devrini aslında bir duraklama devri saymak mümkündür. Zira bizzat ordusunun başında mücâhid fî sebîlillah bir Padişah yerine* Sarayından dışarıya çıkmayan ve sadece tenezzüh için Edirne ve benzeri yerlere giden bir Padişah anlayışı hâkim olmaya başlamıştır. Nitekim çok sevdiği Edirnede Selimiye Camiini inşâ ettirmiştir.

Onun zamanında hizmet ifa eden Sadrazamlar arasında* devleti asıl yürüten insan diye bilinen Sokullu Mehmed Paşa* Lala Mustafa Paşa ve Özdemiroğlu Osman Paşayı; diğer devlet adamları meyânında Piyale Paşa* Koca Nişancı Celal-zâde Mustafa Çelebi ve Feridun Ahmed Beyi ve ilim adamları arasında ise Şeyhülislâm Ebüssuud Efendi* Dede Cöngî Efendi* Kınalı-zâde Ali Efendi ve İmam Muhammed Birgivîyi zikredebiliriz.

ZEVCELERİ: 1- Nurbânû Sultân; III. Muradın annesi ve İtalyan asıllı bir câriyedir. ÇOCUKLARI: 1- Sultân Murad III. 2- İsmihân Sultân. 3-Şehzâde Mehmed. 4-Şehzâde Ali. 5-Şehzâde Süleyman. 6-Şehzâde Mustafa. 7-Şehzâde Cihangir. 8-Şehzâde Abdullah. 9-Şehzâde Osman. 10- Gevherhân Sultân. 11-Şah Sultân. 12- Fatma Sultân .
Moderatöre Bildir   Logged

Tomorrow is another day...


KırıK LinkLeri Lütfen özeL mesajLa biLdiriniz...
PhiLa
Admin
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1.880
Konu Sayisi: 476
« Yanıtla #48 : 20 Mart 2007, 18:05:37 »

Resimlerin Görüntülenmesine Izin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek Için Üye Ol veya Giris Yap

III.Murad

III.MuradSelim II ile Hasekisi Nur-Bânû Sultânın oğulları olub* babasının Saruhan Sancak Beğliği sırasında 5 Cemâziyel-evvel 953/4 Temmuz 1546 tarihinde Manisanın Bozdağ Yaylağında dünyaya gelmiştir. 966/1558 tarihinde Şehzâde Murad Akşehir Sancak Beğliğine getirilmiş ve babasıyla amcasının taht mücadelesinde Konya Muhâfızlığı görevini yürütmüştür. 1562 tarihinde Manisa Sancak Beğliğine tayin edilmiş ve padişah oluncaya kadar bu vazifede kalmıştır.

III. Murad zayıf irâdeli ve muhtelif tesirler altında kalabilen bir şahsiyete sahipti. Bu yüzden Sokullu Mehmed Paşanın sadrazamlığı süresince işler iyi gitmişse de* onun vefâtından sonra devlet idâresi Vâlide Sultânların ve bazı menfaatperestlerin tesiriyle daima kötüye gitmiş ve Osmanlı Devletinin duraklaması tam manasıyla III. Murad devri ile başlamıştır. 21 sene kapalı bir hayat yaşayan III. Murad* sarayında münzevî bir hayat yaşamış* son zamanlarına doğru Cuma namazlarını dahi Saray Camiinde edâ etmeye başlamıştır. Meşru dairede kalmakla birlikte kadına düşkün bir tabîatı vardır. Osmanlı tarihinde en fazla kadınla meşru dairede yaşayan padişah ünvanını alabilir. Hemen belirtelim ki* bu kadına düşkünlüğü gayr-i meşru hayat yaşıyor manasına alınmamalıdır. Zira aynı zamanda şair olan III. Murad bir cihetten de mutasavvıftır ve Fütûhât-ı Sıyâm ve Esrârnâme adlı iki tane tasavvufa dair eserleri de vardır.

Babası II. Selim'in ölüm haberi üzerine* Manisa Sancakbeyi bulunan oğlu Murad* İstanbula gelerek 28 yaşında 1574 yılında tahta geçti. Murad devrinde vukû bulan hadiseler şunlardır:
Fas Sultânlığının Osmanlı Hâkimiyetine Girmesi: Afrika kıt'asının bütün kuzey kısımları Osmanlı hâkimiyetinde bulunmasına rağmen sadece Fas Sultânlığı müstakil bir devlet halinde bulunuyordu. Ancak son yıllarda Fas'ta taç ve taht kavgaları baş göstermişti. Fas Sultânı Mevlây Muhammed* Portekizlilerle işbirliğine başlamış bulunuyordu. Buna karşılık Fas tahtını ele geçiremeyen Abdülmelik* Osmanlılara sığınıp* kendisinin Fas Sultânlığına getirilmesini istemişti. İsteği kabul edilerek Cezayir Beylerbeyi Ramazan Paşa'ya emir verildi. Fas ordusu mağlûp edilerek Abdülmelik* Fas Sultânlığına getirildi (1576). Bu tarihten sonra Fas'ta Osmanlı hâkimiyeti başladı. Bu sırada saltanat iddiasından vazgeçmeyen Mevlây Muhammed Portekizlilerden yardım istedi. Portekiz Kralı Sebastian 80 bin kişilik büyük bir kuvvetle Fas'a geldi. Ramazan Paşa idaresinde Osmanlı ve Fas kuvvetleri 1578 yazında Portekizlileri Vadis-sebil Savaşı'nda fena halde bozguna uğrattılar. Kral Sebastian* muharebe meydanında öldü.

Lehistan'daki Osmanlı Hâkimiyeti (1575): Lehistan Kralı Sigismund Ogüst ölünce* memleket taht kavgasına düşmüştü. Avusturya ve Rusya kendilerinin gösterdikleri namzetlerin Leh Kralı olması için faaliyet gösteriyorlardı. Hattâ bu maksatla* Rusya kuvvet bile sokmaya kalkıştıysa da* Osmanlı kuvvetlerini karşısında bulunca geri çekilmeye mecbur kaldı. Osmanlı Devleti için Lehistan çok ehemmiyetliydi. Bu yüzden diğer devletlerden daha atik davranıp* nüfuzunu kullanarak kendisine tâbi Erdel Beyi Bathory'yi Leh Krallığına seçtirdi (1575). Lehistan bundan sonra vergiye bağlandı ve 1578 yılına kadar Osmanlı himâyesinde bir devlet olarak kaldı.

Sokullu Mehmed Paşa'nın Ölümü (1579): III. Muradın cülûsundan sonra hükümet idaresinin başında yine Sokullu Mehmed Paşa vardı. Ancak son zamanlarda saraydaki bazı şahısların tesiriyle Sokulluya olan itimad ve muhabbet azaldı ve hatta Sokullunun zevcesi İsmihan Sultân ve Vâlide Nurbânû Sultân olmasaydı belki de görevden azledilecekti. Üç padişah devrinde aralıksız sadrazamlık yapan Sokullu Mehmed Paşa* Osmanlı tarihinde ehemmiyetli yeri olan bir devlet adamıdır. Aslen Bosna'nın Sokkuloviçi köyünden alınmış bir devşirmedir. Zekâ ve kabiliyetiyle yükselmiş* kaptan-ı deryalık dâhil* devletin çeşitli hizmetlerinde bulunmuştur. Bir savaş adamı olmaktan ziyâde* onun siyasi tarafının daha büyük olduğu görülür. Sultân III. Murad devrinde* Sokullunun eski nüfuzunun kalmadığı anlaşılıyor.

İran Harpleri ( 1578 = 1590): III. Murad* padişah olduğu zaman* İran Hükümdarı Şah Tahmasb* Tokmak Han idaresinde bir elçilik heyeti yollayarak tebriklerini ve hediyelerini sunmuştu. Elçilik heyeti İstanbul'da gayet iyi karşılanmıştı. Fakat bir müddet sonra Şah Tahmasb'ın ölmesiyle İranda taht kavgaları başladı. Bir ara Tahmasb'ın oğlu İsmail* şahlığı elde etti. Bunun zamanında Osmanlı-İran dostluğu bozuldu. Osmanlı Devleti Avrupa ile sulhlar yaparak İran ile meşgul olmaya başladı. Çünkü Şah* Osmanlılarla süren barışı terk ederek* Doğudaki Kürtleri aleyhimize kışkırtıyordu. II. Şah İsmail de ölünce İranda taht kavgalarının sürüp gitmesinden Osmanlılar istifade etmek istediler. Doğudaki valilerin de durumunu müsait görüp* İrana saldırmanın vaktidir yollu haberler üzerine* Sultân III. Murad 1578 yılında İran'a harb açtı. O zaman Sokullu Mehmed Pasa daha sağdı ve İran savaşına engel olmak istedi. Sokullu Mehmed Paşa* İran'ın geniş bir ülke olduğunu* galip gelinse bile Şiî olan halkının itaat altına alınamayacağını söylüyordu ki* bunda ne kadar haklı olduğu sonradan anlaşıldı: Padişah* kendisi sefere gidecek karakterde bulunmadığından* ordunun başına Lala Mustafa Paşa'yı serdar tayin etti.

Lala Mustafa Paşa'nın asıl hedefi* Gürcistan'ı istilâ etmek olacaktı. Topladığı kuvvetlerle Gürcistan'a girip* fetihlere başlayan Lala Mustafa Paşa* Tokmak Han idaresinde bir İran ordusunun üzerine geldiğini duyunca buna karşı maiyetindeki kumandanlardan Özdemiroğlu Osman Paşa'yı yolladı. Osman Paşa* İran kuvvetleriyle Çıldır'da karşılaştı ve Tokmak Han'ı mağlûp etti (157 . Lala Mustafa Paşa* Gürcistan içinde ilerleyerek Tiflis'i ele geçirdi ve Şirvan'a doğru ilerledi. Şirvan'ın bir kısmını zapteden Lala Mustafa Paşa* Özdemiroğlu Osman Paşa'yı serdar tayin ederek kendisi Erzurum'a döndü. İran kuvvetleri Osman Paşa üzerine taarruza geçtilerse de mağlûp olup çekildiler. Fakat İranlıların tecavüzü bitmiyordu. Kuvvetleri çok azalan Osman Pasa* geri çekilmek zorunda kaldı. Muharebelerin İran lehine dönmeye başlaması üzerine Lala Mustafa Paşa* azledilerek* yerine Koca Sinan Paşa serdar tayin edildiyse de kayda değer hiç bir muvaffakiyet elde edilemedi. Özdemiroğlu büyük bir gayretle İran savaşlarına devam ediyordu. Nitekim 1583 yılında Meşale Savaşı denen savaşta bir kere daha İranlıları yendi. Meş'ale Savaşı'ndan sonra İranlılar* Şirvan bölgesini boşaltmak zorunda kaldılar. Yeni serdar Ferhad Paşa* büyük kuvvetlerle İran sınırına gelip* bâzı muharebeler yaptı: Daha sonra sadrazam ve serdar tayin edilen Özdemiroğlu Osman Paşa ile beraber Tebriz'i almayı başardılar.

Osman Paşa'nın vefatından sonra Ferhad Paşa* ikinci defa olarak serdarlığa getirildi. Ferhad Paşa'nın bu ikinci serdarlığında Osmanlı orduları bazı muvaffakiyetler daha kazandılar. Ayrıca Doğuda Türkistan Hükümdarı Özbek Han* İrana saldırınca Şah Abbas* Osmanlılardan barış istedi. 1590 yılında yapılan Ferhad Paşa Antlaşmasına göre: Tebriz* Şirvan* Gürcistan* Dağıstan bölgeleri Osmanlılara verilecekti. Büyük kayıplar karşılığında alınan bu yerler* Osmanlıların elinde fazla kalmayacak* tekrar İranlılara geçecektir.

Yeniçeri ve Sipâhi İsyanları: İran'la anlaşma yapıldıktan sonra İstanbul'da Yeniçeri ve Sipahi isyanları vuku buldu. Bu isyanlar her ne kadar ulûfe (Yeniçerilere üç ayda bir verilen maaş) yüzünden çıkmışsa da* asıl sebebini devlet teşkilâtının bozulmaya yüz tutmasında aramak daha doğru olacaktır. İlk defa III. Murad devrinde Yeniçeri Ocağına rast gele kimseler alınarak kanun bozuldu. Yine ilk defa rüşvetle iş görülmeye başlandı. Askere ayarı düşük akçeler verilmek istenince Yeniçeriler* isyan ederek saraya yürüdüler. Âsiler defterdarın başını istediler. İstekleri yerine getirilince büsbütün şımardılar. 1589 yılında meydana gelen bu olaya Beylerbeyi Vakası denmektedir.



III. Murad devrinde 1593 yılında da sipahilerin isyanını görüyoruz. Ulûfelerinin geri bırakılmasına kızan Sipahiler* saraya yürüyüp defterdarın kafasını istediler. Kendilerine nasihat etmek için gelenleri kovdular. İstanbul halkı da seyretmek için saraya dolmuştu. Halk dışarı çıkarılırken Urun hâ!... diye bir ses duyuldu. Saray muhafızları bunu Padişahın emri sanarak âsilerin üzerine saldırdılar ve dört yüze yakın âsiyi öldürdüler. Diğerleri kaçarak kurtuldu.

Yeni Bir Haçlı İttifakı Ve Nemçe (Avusturya) Harbleri (1593-1606): Bosna Beylerbeyi Telli Hasan Paşa* Avusturya topraklarına 1593 yılında büyük bir akın harekâtına girişmişti. Avusturya valilerinin Osmanlı sınırlarına tecâvüzlerine karşılık yapılan bu harekât* mağlûbiyetle neticelenmiş* komutanla birlikte çok şehid verilmiştir. Bu hadise Osmanlı-Nemçe harblerinin başlamasına sebep olmuştur. Nemçe savaşına Sadrazam Sinan Paşa gönderilmişti. Budin Beylerbeyi imdada giderek Nemçe ordusuyla harbe girdi ve mağlub oldu. Nemçeliler çok sayıda Macaristan kalesini ele geçirdiler. 1594 yılı baharında da Estergon Kalesini muhasara altına aldılar; ancak muvaffak olamadılar. Kırım kuvvetlerinin yardıma gelmesine rağmen tam bu sırada Osmanlı Devletinin başına bir gâile daha çıktı: Osmanlı Devletine tâbi olan Erdel* Eflak ve Boğdan Beyleri Papanın teşvikiyle isyan edip Avusturya tarafına geçtiler. Tam bu sırada yani 1595 yılında Padişah III. Murad vefât eyledi. III. Muradın saltanatının sonuna doğru Osmanlı toprakları yaklaşık 19.902.191 km2 idi. Buna Avrupada Polonya* Afrikada Fas dâhildir.

III. Murad zamanındaki sadrazamlar arasında* yılların sadrazamı Sokullu Mehmed Paşa* Koca Sinan Paşa* Özdemiroğlu Osman Paşa ve Mesîh Paşayı; diğer komutan ve devlet adamlarından Kaptanıderya Kılıç Ali Paşa* Damad İbrahim Paşa* Okçu-zâde Mehmed Paşa ve Muallim-zâde Nişanı Mahmûd Çelebiyi; Şeyhülislâmlar arasında Hâmid Efendi* Malûl-zâde Mehmed Efendi* Müeyyed-zâde Abdülkadir Efendi* Bostan-zâde Mehmed Efendi ve Bayram-zâde Hacı Zekeriya Efendiyi zikredebiliriz .
Moderatöre Bildir   Logged

Tomorrow is another day...


KırıK LinkLeri Lütfen özeL mesajLa biLdiriniz...
PhiLa
Admin
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1.880
Konu Sayisi: 476
« Yanıtla #49 : 20 Mart 2007, 18:06:24 »

Resimlerin Görüntülenmesine Izin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek Için Üye Ol veya Giris Yap

III.Mehmed

III. Mehmed* II. Muradın Sâfiye Sultândan 1566da dünyaya gelen oğludur. Babasının vefâtı üzerine sancak beyliğinden Osmanlı Padişahlığı tahtına oturan son şehzâde olarak 1595de Manisadan gelerek İstanbulda cülûs etti. Her padişah döneminde olduğu gibi* son zamanlarda âdet haline gelen yeniçerilerin baş kaldırmaları ve bahşiş talebi kavgaları bunda da meydana geldi. Ferhad Paşanın gayretleriyle zorbalar bastırıldı. Ancak Avusturya seferi uzayıp gidiyordu. Sadrazam Sinan Paşa* Eflak üzerine yürüdü; Bükreşi aldı; ancak Yergöğünde dehşetli bir mağlûbiyet tattı.

Padişah Hocası Hoca Sadeddin Efendi* Sinan Paşanın fikrine katılarak Padişahın bizzat sefere katılmasını arzu ediyordu. Bu arada vefat eden Sinan Paşanın yerine Damad İbrahim Paşa veziriazam olmuştu. Nihâyet Yeniçerilerin de teşvikiyle 21 Haziran 1596/24 Şevval 1004de Padişah sefere çıkmak üzere hareket etti. Eğri Kalesi kuşatılıp feth olundu ve bu sebeple III. Mehmed Eğri Fâtihi olarak anıldı. Daha sonra Macarların Kereşteş dedikleri Haçovada zor da olsa büyük bir zafer kazanıldı. Bunda Hoca Sadeddinin büyük bir rolü vardı. Harpten dönen Padişah* Hoca Sadeddin ve çevresindeki insanların tesiriyle Cığala-zâdeyi sadrazamlığa getirdi. Ancak hem Kırım Hanı Gâzî Girayı azledip Kırımda fitne çıkarmasıyla ve hem de muharebe gününün ertesi günü askeri yoklatarak dâhilde ihtilâfların ve isyânların baş göstermesine vesile olmasıyla fayda yerine zarar getirdi. Gerçekten Cağaloğlu Sinan Paşanın bu hareketleri neticesinde Anadoluda Celâlî denilen eşkıya isyanları memleketi kasıp kavurmaya başladı. 1008/1599 yılında Damad İbrahim Paşa yeniden Sadrazamlığa getirildi. Nemçe Harbi sürüp giderken Tiryaki Hasan Paşa ve Kuyucu Murad Paşa* Avrupada mühim zaferlere imza basıyorlardı. Uyvar üzerine gidilmesi de bu tarihlerde oldu.

Bütün bu zorluklar içinde bir de İran Şahı andlaşmayı bozdu ve Osmanlı Devletine harb ilan etti. Anadoluyu Celâlî isyanları kasıp kavuruyordu. Osmanlı Devleti bu karışıklıklar ve ihtilâller içinde iken III. Mehmed 1603de dünyaya gözlerini yumdu. Oğlu Mahmûdun katli* Celâlî isyanları ve bunları tahrik eden Safeviler karşısında ordunun başarılı sonuçlar alamaması* III. Mehmedin ölümüne sebep olan en önemli olaylardı.

III. Mehmed* sancağa çıkan ve oradan padişahlığa gelen son Osmanoğludur. Fıtraten zayıf iradeli ve saf idi. Vehhâmdı. Anası Sâfiye Sultânın müthiş tesiri altında kalıyordu. Babası gibi III. Mehmed de* kardeş katli meselesini en çok suiistimal eden padişahlardan biriydi. 19 kardeşini* aldığı zayıf fetvâlara dayanarak idam ettirdi. Bu arada* başkalarıyla ittifak ettiği ve yazışmalarda bulunduğu jurnallenen oğlu Şehzâde Mahmûdu da idam ettirdi; sonra da jurnalleyen insanların hayatına son verdi.

III. Murad devrinde de babasının zamanında olduğu gibi* devamlı bir duraklama ve hatta gerileme alâmetleri kendini göstermektedir. Düzenli kanunnameler yerine* devletin merkez teşkilâtında ve özellikle ülül-emrin temelini teşkil eden Padişah ve vezirlerde görülen şer-i şerife muhâlif halleri siyâsetnâmeler ile âlimler ikaz ve irşâd eylemişlerdir. Taşra teşkilâtında meydana gelen zulümleri ve haksızlıkları ise* ya yerli âlimler merkeze bildirmişler veya halkın tazallüm ve şikâyeti üzerine merkez teşkilâtı taşra memurlarına adalete riâyet etmeleri için emirnâmeler göndermişlerdir. İşte Celâlî isyanlarının ortaya çıkış sebebi de budur.

Adâletnâme* devlet otoritesini temsil eden görevlilerin* re`âyaya karşı bu otoriteyi kötüye kullanmaları ve kanun* hak ve adâlete aykırı davranmaları halinde* ülül-emrin hakkı ve kanunu hatırlatıcı mâhiyette düzenlediği hukukî düzenlemelerine denir. Osmanlı Devletinde padişahın hükmü tarzında kendisini göstermiştir.

Osmanlı Devletinde* mezâlim divanının yerini Divan-ı Hümâyûn aldığı gibi* kanunnameler ve tezkire'lerin yerini de adâletnâmeler almıştır. Yani Divan-ı Hümâyûnda mazlûmların şikâyeti bizzat dinlendiği gibi* Divan görüşmelerini Kasr-ı Adâlet veya Adâlet Köşkü denilen yerde dinleyen Padişah tarafından* mahallî idarecilere şikâyetleri önlemek üzere adâletnâmeler de gönderilmiştir.

III. Mehmed* Adlî mahlasıyla şiirler yazan* nazik ruhlu ve zayıf irâdeli bir padişah; ancak Osmanlı padişahları arasında en çok takvâ sahibi olanlardandır. Zamanındaki sadrazamlar arasında Koca Sinan Paşa* Ferhad Paşa* Hadım Hüseyin Paşa* hiç kimsenin beğenmediği Cığala-zâde (Cağaloğlu) Sinan Paşa ve İbrahim Paşayı; âlimler arasında Hasan Canın oğlu Hoca Sadeddin* Şeyhülislâm Bostan-zâde Mehmed Efendi* Hoca-zâde Mehmed Efendi ve şeyhlerden Şeyh Muhyiddin Efendi ile Şeyh Şemseddin Sivâsîyi zikretmeliyiz.

ZEVCELERİ: 1- Hândân Vâlide Sultân; I. Ahmedin annesi. 2- Vâlide Sultân; Abaza asıllı ve I. Mustafa vâlidesi. 3- Haseki; Şehzâde Mahmûd annesi. 4- Haseki; Şehzâde Selim annesi. ÇOCUKLARI: (İsimleri bilinmeyen beş altı tane daha çocuğunun bulunduğu söylenmektedir). 1-Şehzâde Sultân Selim Hân. 2-Şehzâde Sultân Cihangir Hân. 3-Şehzâde Mahmûd Hân. 4-Şehzâde Ahmed. 5-Şehzâde Mustafa. 6- Hatice Sultân. 7- Ayşe Sultân .
Moderatöre Bildir   Logged

Tomorrow is another day...


KırıK LinkLeri Lütfen özeL mesajLa biLdiriniz...
PhiLa
Admin
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1.880
Konu Sayisi: 476
« Yanıtla #50 : 20 Mart 2007, 18:07:00 »

Resimlerin Görüntülenmesine Izin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek Için Üye Ol veya Giris Yap


I.Ahmed

14 yaşında hükümdâr olub 14 sene Padişahlık etmiş bulunan I. Ahmed* 1026/1617 yılında 28 yaşında vefât eylemiştir. III. Mehmedin* Hândan Sultândan Manisada 18 Nisan 1590/22 Cemâziyelâhir 998 tarihinde dünyaya gelen oğludur. 22 Kânun-ı sânî 1603/18 Receb 1012 tarihinde babası yerine tahta çıktı. Padişah olduğunda on dört yaşında idi. Tahta çıktığı zaman memleketin iç düzensizliklerinden başka Avusturya ve İran harbleri devam ediyordu. Kırım Hânı süvarilerinin Boğdan ve Eflakı tahrip ve Erdel memleketini de sıkıştırmaları üzerine* bu üç beğ Avusturya tarafını bırakıp tekrar Türklerle birlik olunca* imparator sulha yanaşmak zorunda kaldı. Tuna üzerindeki Zitvatorok denen yerde Osmanlılarla andlaşma yapıldı (1606). Böylelikle 15 yıldır sürüp giden Avusturya (Nemçe) harbleri sona ermiş oldu. Bu andlaşma Osmanlı Devletinin Avrupadaki ilerleyişinin durduğunun bir vesikası olarak kabul edilir.

İran savaşlarına gelince* İran şahı Büyük lâkabıyla anılan Şah Abbas ile yapılan muharebelerde hiç de iyi neticeler alınmadı. Nihayet 1612de İranlılarla da sulh yapıldı. Fakat üç sene sonra iki devlet arasında savaş yeniden başladı (1615). Bir aralık anlaşma yapılır gibi olduysa da savaş gene devam etti. Celâlî denilen eşkıya yer yer Anadoluyu kaplamıştı. Kuyucu Murâd Paşa* yıllarca uğraşarak ve yakaladığı zorbaları kuyulara doldurarak Anadoluyu temizledi ve halka geniş bir nefes aldırdı.

I. Ahmed zamanında Murâd Reis ve Halil Paşa gibi deniz kahramanları Türk donanmasına zaferler kazandırmışlardır. Padişah* savaşlardan ve gailelerden ancak başını kurtarmıştı ki* ömrü vefa etmedi; genç yaşında öldü. İstanbulda At meydanında yaptırdığı ismi ile anılan (Sultânahmet Câmii) yanındaki türbesine defnedildi (1616).

Başta Muallim-i Sultânî Mustafa Efendi olmak üzere* muhitinin tesirine kapılan I. Ahmed* itimat ettiği değerli kimseleri devlet hizmetinde kullanmıştır. Gençliğine rağmen* icraatında azimli idi. Saraydaki kadın nüfuzunu önlemiş* kadınlara âlet olmamıştır. Özellikle Venedikli Baffo veya Safiye Sultân diye bilinen siyâsî kadını Eski Saraya göndermekle kadınların devlet işlerine fazla karışmalarını önlemiştir. Ayrıca Yıldırım Bayezidden beri sürüp gelen nizâm-ı âlem için kardeş katli meselesini düştüğü suiistimal çukurundan çıkarması ve bu usul yerine* saltanatın sülaleden en büyüğe geçmesi yani ekberiyyet ve erşediyyet nizâmını koyması ve kardeşi Mustafayı öldürmemesi gibi önemli icraatları vardır. Şiire meraklı idi. Yazdığı şiirlerde Bahtî mahlasını kullanırdı. Sultân Ahmed Câmiini o yaptırmıştır. Bir diğer önemli hizmeti de* o zamana kadar icrâ olunan Osmanlı Kanunlarını yeniden tertip ve tedvîn yoluna gitmiş olmasıdır. Elbette ki bunu* devrinde yaşayan kanun-şinâs âlimlere borçludur.

I. Ahmed devri denilince akla gelen isimlerin başında* Celâlî İsyânlarını durduran* devlet ve kanun nizâmının tesisi için yazılı ve fiilî tedbirler alan Vezir ve sonradan da Sadrazam olan Kuyucu Murâd Paşa gelmektedir. Ayn Alinin her iki Kanunnâme Mecmuasını da Kuyucu Murâd Paşaya takdim etmiş olması* onun hukûkî düzenlemeler üzerindeki fonksiyonunu da ortaya koymaktadır.

I. Ahmed devrinin sadrazamları arasında Kasım Paşa* Sokullu ailesinden Mehmed Paşa* Derviş Paşa ve Nasuh Paşayı; diğer devlet adamlarından Cigala-zâde Mahmûd Paşa* Etmekçi-zâde Ahmed Paşa ve Sarıkçı Mustafa Paşayı; meşhur âlimlerden Şeyhülislâm Sunullah Efendi* Hoca-zâde Mehmed Efendi* Muallim-i Sultân Mustafa Efendi ve Ahi-zâde Hüseyin Efendiyi ve maneviyat erenleri arasında Aziz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri* Şeyh Abdülmecid Sivâsî ve Cerrah Paşa Şeyhi diye bilinen Şeyh İbrahim Efendiyi zikredebiliriz.

ZEVCELERİ: 1- Hatice Mahfirûze Sultân; Genç Osmanın annesi. 2- Kösem Sultân (Mahpeyker Sultân). IV. Muradın annesi ve Osmanlı Hareminin en namdâr kadını. 3- Fatma Haseki; Câriyelerdendir. ÇOCUKLARI: 1-Şehzâde Osman II. 2-Şehzâde Sultân Mehmed Hân. 3-Şehzâde Murad IV. 4-Şehzâde Cihangir Hân. 5-Şehzâde Hasan. 6-Şehzâde Bâyezid. 7-Şehzâde Kâsım. 8-Şehzâde Süleyman. 9- Sultân İbrahim. 10- Ayşe Sultân. 11- Fatma Sultân. 12- Hân-zâde Sultân. 13- Burnaz Atike Sultân. 14-Şehzâde Orhan. 15-Şehzâde Hüseyin .
Moderatöre Bildir   Logged

Tomorrow is another day...


KırıK LinkLeri Lütfen özeL mesajLa biLdiriniz...
PhiLa
Admin
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1.880
Konu Sayisi: 476
« Yanıtla #51 : 20 Mart 2007, 18:07:42 »

Resimlerin Görüntülenmesine Izin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek Için Üye Ol veya Giris Yap

I.Mustafa

Sultân Mustafa* iki defa Osmanlı tahtına oturmuştur:
Birincisi: Kasım 1617-Şubat 1618 tarihleri arasındaki 3 aylık saltanattır. I. Ahmed vefât ettiği zaman* koyduğu ekberiyyet ve erşediyyet kaidesine göre* kendi şehzâdeleri henüz küçük idiler. Bunun üzerine II. Osmanın şahsiyetinden çekinen ve Kösem Sultân diye de bilinen Mâhpeyker Hasekinin de etkisiyle* kardeşi Sultân Mustafa tahta oturtuldu. Kendisi saltanattan uzak kalmak istiyordu ve Osmanlı kaynaklarının ifadesine göre* aklında hafiflik* reyinde ve işlerinde isabetsizlik bulunması hasebiyle* devlet ve ilim adamları iç huzuruyla biatı yapamadılar. I. Ahmed devrinde devleti tek başına yürüten Dârüssaâde Ağası Mustafa Ağa* Şeyhülislâm Esad Efendi* Kâim-makam Sofi Mehmed Paşa ve diğer yetkilileri ikna ederek hali için fetvâ aldılar ve I. Ahmedin oğlu II. Osmanı tahta çıkardılar.

İkincisi; Mayıs 1622-Eylül 1623 yani 1.5 yıllık saltanattır. II. Osmanın büyük bir zulümle Mayıs 1622de yani 4 yıl sonra tahttan indirilmesinden sonra* Veziriazam Davud Paşa kullanılarak Sultân Mustafa yeniden tahta çıkarılmıştır. Ancak II. Osmanın ölümüne sebep olan yeniçerilerden ve Davud Paşadan halk rahatsızdır. Bu arada Sarayda bulunan şehzâdelerin de öldürüleceği haberi alınınca* halk ayaklanmaya başlamış ve Şeyhülislâm Yahya Efendinin tavsiyesiyle Kara Davud Paşa azledilerek yerine Mere Hüseyin Paşa getirilmiştir. Karışıklık devam edince sırasıyla Lefkeli Mustafa Paşa ve Gürcü Mehmed Paşa sadrazamlığa tayin olundu.

İç karışıklıktan istifade etmek isteyen iç ve dış mihraklar Osmanlı Devletini sarsıyordu. Trablusşam Beylerbeyi Yusuf Paşa ve Erzurum Beylerbeyi Abaza Mehmed Paşa* yeniçerilere kin kusarak isyan etmişler ve çok sayıda yeniçeriyi de katletmişlerdi. İstanbula gelmek üzere hazırlık yapıyordu. Sipahiler* II. Osmanın katillerinin bulunması için baş kaldırdılar ve bunun üzerine Kasım 1622de toplanan divan Davud Paşanın idamına karar verdi. Ağustos 1623 yılında Sadrazamlığa getirilen Kemankeş Ali Paşa* basiretiyle devlet adamlarını topladı ve Sultân Mustafanın saltanat koltuğunda kalmaması gerektiğine karar verildi. Tahttan sevinçle Eylül 1623 tarihinde ayrılan Sultân Mustafa* Ocak 1639 tarihinde vefat etti.

Sultân Mustafanın dünyevî saltanatı istemeyen bir hali olduğu kesindi. Aklının hafif* tedbirinin zayıf ve saltanat koltuğunda dahi çocukça hareketlerde bulunan biri olduğu da doğruydu. Osmanlı kaynakları açıkça akıl hastası demek olan mecnun tabirini kullanmamaktadırlar. Konuyu Solak-zâdenin ifadeleriyle noktalamakta yarar görüyoruz: 26 yaşında idiler. Yalnız bir mikdar aklı hafif olup buna hapiste uzun süre kalması sebep olmuştur; giderek aklı başına gelir deyü doktorların tedaviye devam etmeleri kaydıyla Şeyhülislâm Esad Efendi kavliyle amel olunmuştur.

III. Mehmedin oğlu olan Sultân Mustafanın tesbit edilen kadını ve çocukları mevcut değildir. İkballeri vardır. Kadın efendileri bilinmemektedir
Moderatöre Bildir   Logged

Tomorrow is another day...


KırıK LinkLeri Lütfen özeL mesajLa biLdiriniz...
PhiLa
Admin
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1.880
Konu Sayisi: 476
« Yanıtla #52 : 20 Mart 2007, 18:08:17 »

Resimlerin Görüntülenmesine Izin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek Için Üye Ol veya Giris Yap

Genç Osman

Hâile-i Osmaniye* yeniçerilerin kazan kaldırarak II. Osmanın canına kıydıkları acı musibet demektir. Bilindiği gibi* II. Osman* I. Ahmedin oğlu olup Hatice Mahfirûze Sultândan Kasım 1604 yılında dünyaya gelmişti. 14 yaşında yani Şubat 1618de tahta geçen ve Genç Osman diye de bilinen II. Osman* Arapça* Farsça* Latince* Yunanca ve İtalyanca bilecek kadar âlim ve Fâris yahut Fârisî mahlaslarıyla şiir yazacak kadar da edibdi. Üzerinde müessir olan üç şahsiyetten birisi Hocası Ömer Efendi ve diğeri de Kızlar Ağası Mustafa Ağa ile Süleyman Ağa idi.

Sadrazam Halil Paşayı yerinde bırakan Padişah* Kaimmakam Sofi Mehmed Paşanın yerine Kara Mehmed Paşayı getirdi. İlk işi 1612 Nasuh Paşa anlaşması ile sona ermiş gibi görünen ve ancak devam eden İranla olan ihtilafı sona erdirmek oldu ve Eylül 1618de anlaşma imzalandı.

Sıra 1617 yılından beri devam eden Lehistan problemine gelmişti. Vezir-i azam İstanköylü Ali Paşa harp açılmasına taraftardı* diğer erkân-ı devlet ise istemiyorlardı. Seferden önce Rumeli Kazaskeri Taşköprülü-zâde Kemâlüddin Efendiden fetvâ alarak kardeşi Şehzâde Mehmedi katl ettirdi ve ahını aldı. Eylül 1620 tarihinde başlayan Lehistan seferi* Ekim 1621 tarihinde barış antlaşması ile sona erdi. Budin Beylerbeyi Karakaş Mehmed Paşa şehid olmuş ve ordu moralsiz kaldığından istenen zafer elde edilememişti. II. Osman askerlere ve asker de kara hadımların sözlerine inandığı için II. Osmana kırılmışlardı.

II. Osman bazı ıslâhâtları yapmak niyetindeydi ve bu ıslahata tamamen bozulmaya başlayan kapı kulu ocaklarından başlamak niyetindeydi. Hatta Halep* Şam ve Mısır beylerbeylerine emirler göndererek Padişaha sadık yeni bir ordu teşkili için gizliden gizliye hazırlıklara başlamıştı.

Kızlar ağası Süleyman Ağa ile Hocası Ömer Efendi padişahı hacca gitmesi için ikna etmeye başladılar. Hacca gitmesine* askerler* Kayınpederi ve Şeyhülislâm Esad Efendi ile Aziz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri şiddetle karşı çıkıyordu. Devreye kapıkulu askerleri girdi ve Padişahı hacca göndermek isteyen Ömer Efendi* Süleyman Ağa ve Veziriazam Dilâver Paşanın başını isteyerek başta Rumeli Kazaskeri Yahya Efendi olmak üzere ulemayı araya soktular. Fayda vermedi ve sonunda askerler isyan ederek Bâb-ı Hümâyundan içeri gir